Etiketler

,

LEVENT GÜLTEKİN

Ülkemiz bir kişinin hırsı yüzünden adım adım felakete sürükleniyor.

Önce toplumsal değerleri yerle bir ettiler. Sonra kurumları birer birer işlevsiz hale getirdiler. En sonunda yasa, kanun, teamül… hepsini hiçe sayıp çıkarlarına uyan her şeyi  bize kural olarak dayatmaya başladılar.

Sözümüzü seçimde söyler, gidişatı durdururuz diye sandığa gittik. Fakat öyle kurnaz, öyle utanmaz, öyle gözü dönmüş bir halde hareket ediyorlar ki ağzımız açık izlemekten başka birşey yapamıyoruz.

İstiyorlar ki halk kaostan bıkıp onlara dönsün

70 gündür iktidarı bırakmamak için akıl almaz işler yapıyorlar. Adeta sandığı boşa çıkardılar. Seçimi işlevsiz hale getirdiler. Ne hükumet kuruyorlar ne de kurulmasının önünü açıyorlar.

Bir taraftan ülkeyi oyalarken, diğer taraftan da PKK’nın desteğiyle kaosu yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. İstiyorlar ki halk kaostan, ölümden bıkıp tekrar onlara dönsün.

Bu tutumlarını ne kadar daha devam ettireceklerini de bilmiyoruz. Çünkü onların insafına kalmışız.

İlk günden erken seçim istedikleri belliydi. Çocuklarımız ölürken, onlar şartların lehlerine dönmesini bekliyorlar.

Ve son olarak Erdoğan  “Beğenseniz de beğenmeseniz de bu böyle”diyerek seçimle elde edemediği başkanlığı sivil darbeyle ele geçirmeye çalışıyor.

Böyle devam edemeyiz

Ne yazık ki olup biteni hepimiz çaresizce izliyoruz. Ülke adeta gözlerimizin önünde çöküyor ve hiçbirimiz bir şey yapamıyoruz.

Böyle devam edemeyiz. Yazarak, konuşarak, itiraz ederek bu gidişi durduramayız.

Amacı için kuralı-kanunu, anayasayı, teamülü hiçe sayan, her yolu mubah görüp hedefe yürüyen birini sözle, yazıyla durduramayız.

Evimizi soymaya gelen hırsıza, “Yapma Allah aşkına hırsızlık çok ayıp ve büyük suç” diyerek o hırsızı durduramayız.

Çocuklarımızı öldüren, evimizi başımıza yıkmaya çalışan birine vicdan hatırlatarak, ondan merhamet dilenerek, veyahut hakaret ederek amacından vazgeçiremeyiz.

Hiçbir kanun, yasa tanımayan bir mafya babasına kanundan bahsedip bize adaletli davranmasını bekleyemeyiz.

Aynen bu örneklerde olduğu gibi şimdi ülkemizi yangın yerine çeviren, kendi ikbalinden başka hiçbir şeyi dert etmeyen birini sözle durdurmaya çalışıyoruz.

Yazdık, konuştuk, en ağdalı cümlelerle en büyük sözleri ettik. Ama hız kesmeden bataklığa gidişimizi durduramıyoruz.

Üstelik sadece yazarak, konuşarak itiraz etmek, işlenen tüm bu suçların konuşulabilir olduğu algısı yaratmaktan başka hiç birşeye yaramıyor.

Bu kadar korkak, çaresiz, ruhsuz bir hayat süremeyiz

Yeni bir yol, yeni bir politika, yeni bir tavır belirlememiz gerek. Bu kadar korkak, bu kadar çaresiz, bu kadar ruhsuz bir hayat süremeyiz.

Evimizin, yuvamızın başımıza yıkılmasını, çocuklarımızın birer birer elimizden alınmasını çaresizce izleyen bir toplum olamayız.

Paramızı çalan adama hak ettiği cevabı vermediğimiz için şimdi çocuklarımız öldürülüyor. Çocuklarımız öldüğünde bunu engelleyecek bir şey yapmadığımız için şimdi bütün hayatımızı elimizden almaya çalışıyor.

Ülke nefes alamayacağımız, ağız tadıyla yaşayamayacağımız bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Bunu kabul edip sineye çekemeyiz.

Burası Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, Müslüman’ıyla, gayrimüslimiyle hepimizin ülkesi. Gidecek başka yerimiz yok.

Ülke elden giderken oturup izleyecek miyiz? Bize hayatı zehir edenlerin merhamete gelmesini mi bekleyeceğiz?

Bu kadar mı çaresiziz? Bu kadar mı akılsızız? Bu kadar mı korkak ruhlu insanlardan oluşuyor bu ülke?

Gözü dönmüş bir avuç insan 75 milyonun geleceğini çalıyor, hayatını karartıyor. Bunu engelleyecek bir aklımız yok mu?

Demokrasilerde tek yol sandık değildir

Bir şey yapmak gerek. Yazarak, konuşarak, en ağdalı cümlelerle itiraz ederek bu gidişatı durduramayız. Durduramadığımızı gördük.

Demokrasilerde tek yol sandık değildir. Kaldı ki sandığın da işlevini öldürdüler.

Demokratik terbiyeyle, barışçı, dostça, arkadaşça kimseyi ötekileştirmeden, kimseye hakaret etmeden ideolojileri bir tarafa bırakarak, “Bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyorum, başka amacım yok” diyen herkesle el ele vererek bu gidişe dur demenin bir yolunu bulmalıyız.

Kırmadan, dökmeden tam da kaostan beslenenlerin ekmeğine yağ sürmeden çöküşe gidişi durdurmak için daha fazla şeyler yapmamız gerek.

Zalimler karşısında merhamet dileyen, ağlayan, sızlayan, yalvaran ve bundan da sonuç almayı uman bir toplum olarak hayatımızı sürdüremeyiz.

Üzerimize çökmüş bu çaresizlik duygusuyla ve bunun yarattığı utançla yaşayamayız.

AK Partililer de Erdoğan’ın elinde rehin. Buna göre bir dil ve politika belirlemeliyiz.

Hayatımızı yeniden kurgulamalıyız

“Peki ne yapmalıyız?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Gerçekten bilmiyorum.

“Hepimiz, bu ülke benim. Ben varım” diyerek barış çağrısıyla çatışmadan beslenenlerin ruhuna korku salacak bir yol bulmalıyız.

Ama önce konforumuzu bozup kendi zihnimizde, hayatımızda olağanüstü şartlara geçiş yapmalıyız. Hayatımızı bu yeni duruma göre yeniden kurgulamalıyız.

Yazmak, konuşmak, oy kullanmak dışındaki demokratik seçeneklere kafa yormalıyız. İşadamıyla, medyasıyla, siyasetçisiyle, sivil toplum örgütleriyle bir araya gelip bu gidişatı durduracak bir yol aramalıyız.

Korkunun ecele faydası yok

Korkarak, alttan alarak, zamana yayarak başımıza geleceklerden kurtulamayız. Korkunun ecele faydası yok. Bunu hepimiz biliyoruz.

Eğer Erdoğan kafasındaki sivil darbeyi gerçekleştirmek için tüm bu oyunlara devam ederse ki edecek, ortada ne ülke kalacak ne de siyaset. ‘Ya kaos ya da Erdoğan’ın tek adamlığı’ politikası sürdürülmeye devam edilirse korkarım sandık kurulamaz bir aşamaya geleceğiz. O zaman zaten iş işten geçmiş olacak.

Muhalefet partileri yanlış yapmadıklarında mutlu oluyoruz. Halbuki onlardan bu gidişatı durduracak bir strateji bekliyoruz. Ama ne yazık ki yapamıyorlar. Onları da zorlayacak, ülkesini seven herkesi işin içine katacak bir tavır belirlememiz gerek.

“Kötüler tahammül edildikçe azar”

Soma’da o acılı vatandaşa atılan tokat esasında hepimizin onuruna atılmış bir tokattı. Eğer onu kabul etmeyip o tokadı atana ağzının payını verebilseydik bugün bunları yaşamıyor olacaktık.

Sadi’nin güzel bir sözü var: “Kötüler tahammül edildikçe azar.”

Silahtan başka hiçbir yol bilmeyen PKK’ya da, ülkemizi, geleceğimizi, hayatımızı elimizden almaya çalışan Erdoğan’a da dur demenin bir yolunu bulmamız gerek.

Seyirci kalamayız

Korkması gerekenin barış isteyenler değil, çatışmadan beslenenler olduğunu göstermemiz gerek.

İnsanlarımız ölüyor, yuvamız dağılıyor. Seyirci kalamayız.

Ya haysiyetli bir tavır takınıp bir çıkış bulacağız, ya da korkak, çaresiz, sefil bir şekilde yaşayıp can verip gideceğiz.

KAYNAK: http://www.diken.com.tr/ulkemizi-yakiyorlar-seyirci-kalamayiz/

Reklamlar