Etiketler

,

Dünyanın en bilge tarihçileri, en zeki kriptografları ve en azimli define avcılarının tüm çabalarına rağmen; hala bazı bilmeceler esrarını koruyarak, bizi şaşırtmaya devam  ediyor:

1. voynıch elyazması

Voynich Elyazması - Bob With/Flickr

1912 yılında Polonyalı-Amerikalı sahaf kitapçı Wilfrid M. Voynich’in eline geçtikten sonra onun adı ile anılmaya başlayanan Voynich Elyazması, tamamen bilinmeyen bir dille yazılmış, 240 sayfalık ayrıntılı bir kitap.

Renkli, garip diyagramlar ve bilinen hiçbir tür ile eşleşmeyen tuhaf bitkilerle dolu sayfaları, bu belgenin deşifre edilme olasılığını azaltıyor. Yazarı bilinmeyen, fakat karbon tarihleme yöntemi ile sayfalarının 1404 – 1438 yılları arasında yapıldığı bulunan kitap, dünyanın en gizemli el yazması olarak biliniyor.

Kökeni ve içeriği hakkında, bu güne kadar bol miktarda teori üretilmiş. Bazılarıortaçağ ya da erken modern çağa ait, tıbbi konuları ele almak için yazılmış bir farmakope olduğunu düşünüyor. Kimilerine göre içindeki otlar ve bitki resimlerinden dolayı, bu bir simyacı ders kitabı.

Astronomik kökenli diyagramları içermesi ve tanımlanamayan biyolojik çizimleri nedeniyle de bazı hayalperest teorisyenler, kitabın uzaydan gelmiş olabileceğini önermiş.

Çoğu teorisyenin hem fikir olduğu konu ise; harcanacak zaman, para ve emek göz önüne alındığında, kitabın aldatmaca olmasının pek mümkün olmadığı.

2. Kryptos

Kryptos - wanderingYew2/Flickr

Kryptos; sanatçı Jim Sanborn tarafından yapılan ve CIA’in Langley’deki merkezinin bahçesinde duran şifreli heykeldir. O kadar gizemli ki, CIA bile şifrenin tamamını kıramamış.

Heykelde bulunan 4 yazıttan 3’ünün şifresi kırılmış olsa da, 4. yazıt belirsizliğini korumakta.

2006 yılında Sanborn, ilk 3 yazıtta, 4. yazıta ait ipuçları olduğunu ağzından kaçırmış ve 2010’da da yeni bir ipucu açıklamış: 4. yazıtta bulunan 64-69 NYPVTT bölümü, “BERLİN”’ anlamına geliyor.

3. Beale Şifreleri

Beale Şifreleri - pcopros/Flickr

Beale Şifreleri; ABD tarihinin binlerce kilogram altın, gümüş ve mücevherden oluşan en görkemli gömülü hazinesinin konumunu belirttiği söylenen, 3 diziden oluşan bir şifreli metin. Hazine, 1818 yılında Thomas Jefferson Beale tarafından ele geçirilmiş.

Üç şifreden, henüz sadece ikinci şifre kırılabilmiş ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin şifrenin anahtarı olduğu ortaya çıkmış. Beale’ın, Bağımsızlık Bildirgesi’nin yazarı ile aynı ada sahip olması da ilginç bir tesadüf.

Metnin şifresi çözülen kısmında, hazinenin Virjinya Eyaleti’nin Bedford ilinde gömülü olduğu açıklanıyor. Fakat tam olarak nerede gömülü olduğu ile ilgili bilgi, metnin henüz şifresi çözülememiş kısmında bulunuyor.

4. Faistos Diski

Faistos Diski - Wikimedia Commons

Faistos Diski; 1908 yılında İtalyan arkeolog Luigi Pernier tarafından, Faistos’un Minossarayında keşfedilmiş. Pişmiş topraktan yapılmış disk, bilinmeyen bir çeşit hiyeroglifi temsil ettiği düşünülen, gizemli semboller içeriyor. Milattan önce 2. Bin yılda tasarlandığı sanılıyor.

Bazı bilim adamları diskte bulunan hiyerogliflerin, bir zamanlar antik Girit’te kullanılan Lineer A ve Lineer B sembollerine benzediğine inanıyor.

5. Gizemli Kitabe (Shugborough Şifresi)

Shugborough Şifresi - Tim Laughton/Flickr

İngiltere Staffordshire’daki 18. Yüzyıla ait Çoban Anıtı’nın, uzaktan bakıldığında Nicolas Poussin’in ünlü resmi “Arkadya Çobanları”nın heykeli olduğu görülüyor. Yakından bakıldığında ise, merak uyandıran bir dizi harf dikkat çekiyor: DOUOSVAVVM — 250 yıldan uzun bir zamandır deşifre edilememiş bir kod.

Harfleri oyan kişinin kimliği bir sır olarak kalmayı sürdürürken, kodun Kutsal Kâse’nin yeri ile ilgili Tapınak Şövalyeleri tarafından bırakılan bir ipucu olduğu düşünülüyor.

Charles Dickens ve Charles Darwin de dahil olmak üzere dünyanın en büyük zihinleri, bu gizemi çözmeye çalışıp başarısız olmuş.

6. Tamam Shud Vakası

Tamam Shud - Wikimedia Commons

Avustralya’nın en derin gizemlerinden biri olarak kabul edilen Tamam Shud Vakası; Aralık 1948’de Adelaide’ın Somerton Sahili’nde bulunan, kimliği belirsiz bir erkek cesedi etrafında gelişmiş.

Adamın pantolonundaki gizli cebe dikili olan ve üzerinde “Tamam Shud” yazan bir kâğıdın bulunmasıyla beraber, olay daha da gizemli bir hal almış. Ömer Hayyam’ın rubailerinin son sayfasında yer alan “Tamam Shud”; “Bitti”, “Tamamlandı” anlamına geliyor.

Bu mesajın bir çeşit intihar notu olduğuna inananlar var. Fakat bu mesaj da, dava da çözülememiş.

7. Wow! Sinyali

Wow! Sinyali - Wikimedia Commons

1977′nin bir yaz gecesi, SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) projesi için gönüllü olarak çalışan Jerry Ehman, şimdiye kadar bir uzaylıdan mesaj almış olan ilk insan olabilir. Uzayın derinliklerindeki radyo dalgalarını tarayan ve uzaylılar tarafından gönderilme ihtimali bulunan bir sinyalle karşılaşmayı uman Ehman; 72 saniye süren ve hiçbir insanın daha önce ayak basmadığı, 120 ışık yılı uzaklıkta bulunan Yay takım yıldızından gelen, tiz bir sinyal tespit etmiş.

Ehman; sinyalin çıktısına “Wow!” ( “vay be!”) yazdığı için bu hayret ünlemi, sinyalin adı haline gelmiş.

Sinyali tekrar bulmak için yapılan tüm çalışmalar başarısız olmuş, sinyalin kökeni ve anlamı konusunda tartışmalar devam etmiş.

8. Zodyak Mektupları

Zodyak Mektupları - Wikimedia Commons

Zodyak mektupları; 1960’ların sonu ve 1970’lerin başı arasında, San Francisco Körfez Bölgesi’nde korku salan ünlü Zodyak katili tarafından yazıldığına inanılan, 4 şifreli mesajdan oluşuyor.

Polis ve gazetecilerle dalga geçmek amacıyla yazıldığı düşünülen mektuplardan bir tanesinin şifresi çözülmüş. Diğer üç mektup ve Zodyak katilinin kimliği gizemini korumaya devam ederken, 1970’ten sonra Zodyak cinayetine rastlanmamış.

9. Georgia Rehber Taşları

Georgia Rehber Taşları - Wikimedia Commons

Georgia Rehber Taşları, 1979’da Georgia’nın Erbert Eyaleti’nde dikilen granit bir anıt. İngilizce, İspanyolca, Svahili, Hintçe, İbranice, Arapça, Çince ve Rusça dillerinde kazınan ve bazı astrolojik özelliklere göre yerleştirilen taşların her biri; Mantık Çağı için 10 yeni emri açıklıyor.

R.C. Christian takma adıyla bilinen bir adam tarafından yaptırılan anıt; şifrelenmiş bir mesaj içermiyor fakat, kökeni ve amacı sırrını koruyor.

On emir arasından en çok tartışma yaratan, “İnsan nüfusunu doğa ile denge içinde olan 500 milyonun altında tutun” olan ilk emir. Bazı  teorisyenler taşların, yeni bir dünya düzeni için çağrıda bulunmak amacıyla “Lucifer’in gizli topluluğu”tarafından yapıldığına inanıyor.

10. Rongorongo

Rongorongo - christopherhu/Flickr

Rongorongo; Paskalya Adası ile ilgili çeşitli eserler hakkında yazılmış, gizemlipetrogliflerdir (taş-oyma).

Birçoğu, bu petrogliflerin kayıp bir yazı sistemini temsil ettiğini ve insanlık tarihininyazı ile ilgili üç veya dört bağımsız buluşundan biri olabileceğini düşünüyor.

Petroglifler ve verdiği mesaj sır olarak kalırken, Paskalya Adası uygarlığının şaşırtıcı çöküşü hakkında ipuçları sunabileceğine inanılıyor.

11. Kristal kurukafa

Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Kristal Kurukafa’yı inceleyen bilimadamları, 3 bin 600 yıllık olduğunu tesbit ettiler ama hangi teknolojiyle bu denli mükemmel yapıldığını açıklayamadılar.

Ünlü yönetmen George Lucas’ın “İndiana Jones” serisinin “İndiana Jones ve Kristal Kurukafa’nın Krallığı” adlı filmine de konu olan, ünlü bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın 1980’lerdeki “Esrarengiz Dünya” adlı TV serisinin logosu olarak da kullanılan Kristal Kurukafa, Mitchel Hedges tarafından 1940’lada, şimdiki Belize topraklarında bir tapınakta bulunduğu açıklanmıştı. Ancak bir başka iddiaya görre Hedges bunu, 1943’te New Yorklu bir antikacıdan almış.

12. TUNGUSKA OLAYI

30 haziran 1908 tarihinde sibirya’nın tunguska taygası üzerinde büyük bir patlama oldu. patlamadan 20 milyon km2’lik bir alan etkilendi, onmilyon ağaç yok oldu, yüzbinlerce hayvan öldü. dünyanın manyetik alanında değişiklikler saptandı. 1927′ de bölgede yapılan ilk incelemede herhangi bir meteor izine rastlanmadı. patlamaya ilişkin anti madde çarpışması, kara delik ya da nükleer enerjiyle çalışan bir uzay gemisi varsayımları bugüne kadar çözülemedi.

13. HAARP PROJESİ

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı (İngilizce: High Frequency Active Auroral Research Program) veya kısaca HAARP; Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülen iyonosferin özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da sürdürülen çalışma. Bu fikir, ilk kez Sırp asıllı ABD’li bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmıştır.

Bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar olmuştur. Çünkü HAARP projesi iklim kontrol ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.

HAARP, Pentagon’un kontrolünde ve ABD ordusunun hizmetinde olan önemli bir projedir.

Alaska’daki HAARP antenleri

Alaska’daki merkezde şu anda, yüksek frekansta radyo sinyali yayınlayabilen toplam 180 adet anten bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, çok yüksek frekanstaki sinyallerle ilgili çalışmalarda kullanılacak olan bir radarın yapılması da planlanmaktadır.

HAARP projesi kapsamında, iyonosferin ısıtılması yoluyla VLF (çok düşük frekans) dalgaları da üretilmektedir.

Elektromanyetik dalgalar üzerine birçok deneyin yapıldığı bu alan uçaklar için çok tehlikelidir. Bu yüzden HAARP tesislerinde, uçak kontrol sistemi kurulmuştur. Herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda antenlerin faaliyetleri otomatik olarak durdurulmaktadır.

14. PHILAdelphia deneyi

Işınlanmanın keşfedildiği söylenen deney.

Philadelphia Deneyi, 28 Ekim 1943 tarihinde Amerikan donanmasının Pensilvanya eyaletine bağlı Philadelphia şehri limanında yaptığı iddia edilen deneydir. İddiaya göre donanmaya ait bir koruma destroyeri olan DE 173 sınıfı 1240 tonluk USS Eldridge birkaç dakika içerisinde 600 km.’den fazla bir uzaklığa gidip tekrar gelmiştir. Deneyin varlığı konusunda hiçbir delil bulunmamaktadır. Amerikan donanması da böyle bir deneyin kayıtlarda varolmadığını belirtmiştir. Al Bielek hariç deneye katıldığı iddia edilen tüm askerler bunu yalanlamış, hikâyenin bir aldatmaca olduğunu söylemişlerdir. Bielek’in hikâyesi de daha sonra yalanlanmıştır.

USS Eldridge (DE 173) 1944

Gökkuşağı Projesi (Rainbow Project) adıyla da bilinen bu deney, 1984 yılında beyaz perdeye aktarılana kadar ciddiye alınmamıştı. Ancak o tarihden bu güne kadar resmi makamlarca defalarca yalanlanmasına rağmen en çok merak edilen konulardan biri olmuştur.

15. NAZCA çizgileri

Nazca Çizgileri, Güney Peru’daki Nazca Çölü’nde bazı canlı biçimlerini ya da çeşitli geometrik biçimleri betimler tarzda yere çizilmiş, bazıları kilometrelerce uzunlukta olan çizgilere verilen genel addır.

Çizgilerin çizildiği ya da kazındığı zemin, demiroksitin gri rengini kazandırdığı çakıllarla kaplıdır. Düz çizgi, üçgen, sarmal, kuş, maymun, köpek, örümcek, çiçek vb biçimler çok büyük olduğu için yerden bakıldığında anlaşılmaz, ancak çok yüksekten bakıldığında görülebilir. Bu yüzden bazılarının biçimleri uydu fotoğraflarında daha belirgin görünmektedir. İlk Nazca çizgisi 1926’da keşfedilmiştir. Bunları kimin, ne zaman çizdiği bilinmemekle birlikte, 12. yüzyıldaki İnka uygarlığından eski oldukları kesindir. MÖ 200 ile MS 700 arasında tarihlendirilmektedirler. Bazılarının takvim ya da gökbilimle ilişkili olduğu, bazılarının ise doğa ayinlerinin bir parçası olarak yapıldığı sanılmaktaysa da, ne amaçla yapıldıkları hakkında kesin bir veri elde edilememiştir. Bölgenin aşırı kurak iklimi, bu çizgilerin bugüne değin bozulmadan kalmasında yardımcı olmuştur. Nazca çizgilerinin yüksekten bakılmaksızın muntazam bir şekilde çizilmeleri, kimilerine göre, olanaksızdır.

16. DYATLOV GEÇİDİ VAKASI

2 şubat 1959 gecesi ural dağlarında vukubulan ve 9 dağcının ölümü ile sonuçlanan esrarengiz olay. olayın geçtiği yer, kholat syakhl dağının doğusundaki dyatlov geçitidir. “kholat syakhl”, mansi dilinde ölüm dağı anlamına gelir. dyatlov adı ise grubun lideri igor dyatlov’a atfen sonradan verilmiştir.

kayakçıların kamp kurdukları yerdeki çadırları içeriden yırtılarak parçalanmış olarak bulunmuş, kurbanların bazılarının karda yalınayak, hatta don gömlek koşarak bir şeyden kaçtıkları, ikisinin kafatasının, ikisinin de kaburgalarının kırıldığı, birinin de dilinin yerinde olmadığı saptanmış, ancak bütün bunlara rağmen hiçbir cesette fiziksel mücadele izine rastlanmamıştır. ayrıca ölenlerin giysilerinde anormal düzeyde radyasyon izleri bulunmuştur. ölenlerin bazı yakınlarının iddialarına göre cesetlerin ciltlerinde turuncumsu, saçlarında ise grimsi bir renk hakimdi. resmi sovyet kayıtları olayı “bilinmeyen bir gücün” etkisine bağlamıştır.

Yapılan spekülasyonların en yaygını olayın olduğu gece ve bunu takibeden günlerde bölgede çok sayıda kişi tarafından gözlemlenen turuncu ışık saçan gök cisimleri ile ilgilidir. bir başka iddia da bölgede sovyet ordusunun gizli askeri deneyler yaptığı yönündedir.

17. MH 370 MALEZYA HAVA YOLLARI UÇAK KAZASI(?)

pekin’e gitmekte olan malezya hava yollarına ait bir uçak ile bağlantının koptuğu açıklanan haber.

teoriler: terör saldırısı.
havada aniden infilak olması.
uzaylılar tarafından kaçırılması.
pilot uçağı kurtarmaya çalışması, ama yakıtın okyanus üzerindeyken bitmesi sonucu uçağın suya çakılması.
pilotun uçağı ıssız bir adaya indirmeye çalışması ama başarısız olması.

18. 11 EYLÜL

11 eylül’de dünya ticaret merkezini saniyeler içerisinde toz haline dönüştüren o uçak mıydı yoksa binanın altına döşendiği söylemleriyle ün salan dinamitler mi?

19. bermuda şeytan üçgeni (GİZEM ÇÖZÜLDÜ! CEVAP AŞAĞIDA…)

Bermuda (Şeytan) Üçgeni, Atlantik Okyanusunda çok sayıda uçak ve geminin kaybolduğu, eskiden manyetik olduğu sanılan fakat günümüzde bir okyanus akıntılarının etkisiyle oluşan bir doğalgaz kaynağına ev sahipliği yaptığı düşünülen alanın olduğu bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil koruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: “Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik’te, ABD’nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida’daki Miami, ve Puerto Rico’daki San Juanolduğu kabul edilmektedir.

Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından “doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı” olarak algılandı ve öyle zannedildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis’in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta’nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hattaKristof Kolomb’un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı. Bu son iddiaya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi.

Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve “hidrat” denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu “tebeşir gazlar” erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır. O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar.

Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.

20. kayıp kıta atlantis

http://tr.wikipedia.org/wiki/Atlantis

21. KAYIP KITA mu

http://tr.wikipedia.org/wiki/Mu

22. mayalar’ın gizemi

Tekerlek gibi araç gereçlere sahip olmaksızın devasa yapılar inşa etmiş Mayalar, gerek mimarileri bakımından, gerek olağanüstü matematik, takvim ve astronomi bilgileri bakımından, gerekse kentlerini bilinmeyen bir nedenle aniden terketmeleri bakımından kimilerine gizemli bir uygarlık olarak görünmektedir.[203] Gizemli konulara ilgi duyan yazarlar ve ufologlar, Mayalar’ın bazı alanlardaki olağanüstü bilgilerini, battıkları ileri sürülen efsanevi kıtalardan gelmiş olmalarına [204] ve uzaylılarla temas kurmuş olmalarına bağlarlar.[205] Bunlara göre, Maya metinlerinde ve Maya sanat ve mimarisinde Dünya’nın bu eski devirlerine ve uzaylılarla irtibatına ilişkin işaretler bulunmaktadır ve aslında, Maya tarihinde bir ilerleme değil, bir çöküş, yüksek bir uygarlık düzeyinden gerileme yaşanmıştır. Bugün nasıl ileri toplumların yanı sıra, hâlen bazı ilkel düzeyde toplumlar bulunuyorsa, Mayalar’ın ileri bir uygarlık düzeyinde bulundukları dönemde, bölgede geri bir düzeyde yaşayan topluluklar da vardı; uygarlığın hep gelişme göstermiş olduğu tezinden hareketle oluşturulan tarih yanlışlıklar doludur. Gelişme gösteren topluluklar olduğu gibi, ileri bir düzeydeyken MÖ 10000 yıllarından itibaren gerileme ve çöküş sürecine giren topluluklar da vardır ve kozmik irtibatla bir süre dengede kalabilmiş topluluklar da olabilir.

“Mayalar” adlı kitabında Mayalar’ın geçmişte manyetik eksenin ve kutupların yer değiştirmiş olduğunu bildiklerini, ayrıca 405 dolunayın 11.960 günlük periyodunu [206] ve 25.626 yıllık presesyon periyodunu hesaplamış olduklarını ileri süren Yılmaz Aydın, konuya ilişkin olarak şu fikri savunur:

Nasıl günümüzde bir yanda uzay teknolojisi yaşanırken diğer yanda dünyanın çeşitli bölgelerinde insanlar ilkel koşullarda yaşamlarını devam ettiriyorlarsa, geçmişte de bir yanda Maya uygarlığı varken, diğer yanda Orta Amerika’da geleneklerinin etkisi altında oldukça geri düzeydeki toplumlar var olmuştur. Bugün teknolojiyi sindirmeden yaşayan topluluklara bakıp tüm 21. yüzyıl hakkında “ilkel topluluk” damgası vurulamayacağı gibi, geçmişteki kültürel anlamda gelişmemiş bazı topluluklara bakıp o dönem hakkında da kesin yargılarda bulunamayız.

Yılmaz Aydın, ayrıca, kitabında, Maya efsanelerine göre, Uxmal kentinin, ıslık çalarak taşların kendiliğinden yerinden kalkmasını sağlayan, yok olmuş bir cüce ırk tarafından kurulmuş olduğuna değinir ve “Uxmal’da yemeği bile yarıda bırakarak yok olmuş bir halka ait, yarısı yenmiş yemek tabakları hâlen durmaktadır. Kimden ya da neden kaçtılar, bilinmiyor.” der.[207]

Mayalar’la ilgili bir başka gizemi de Maya kazılarında keşfedilen kristal kafatasları[148] ve Yucatan’da keşfedilmiş, dünyada pek rastlanmayan anormal kafatasları[208]oluşturmaktadır.

Bazı araştırmacıların Mayalar’ın kutsal kitabı Popol Vuh’a yer alan bilgileri yorumlamasına göre Mayalar yeryüzündeki canlıların bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirtiği belirtilmektedir.[209]

23. yüksekteki tek parça taş yapılar

piramitler, çeşitli kalıntılar vs. ören yerlerinde ve antik kentlerde çok yüksekte tek parça taş yapılar görüyoruz. bu taşlar oralara nasıl çıkartıldı?

 

 

Reklamlar