Etiketler

, ,

Ortaya çıkan Kabataş görüntüleri ve buna rağmen hala büyük bir arsızlık ve yüzsüzlükle yalanı sürdürmeye devam edenler ve özür dileme erdeminden uzak olanlar için birkaç tespitim var:

1. Öncelikle bu görüntüler gerçek! Sızdırılan bu görüntülerin ve kayıtların gerçek olduğunu, hiçbir zaman bu kayıtların gerçekliğine karşı çıkmamalarından, sadece “paralel devlet ne kötü” diye yakınmalarından, Erdoğan’ın Alo Fatih’i aradığını itiraf etmesinden, Latif Topbaş’ın Urla villaları için verdiği cevaplardan ve AKP’lilerin bütün sinirlerinden ve cevaplarından anlıyoruz.

2.  Hala bu olay, kamera kaydının bitişinin daha sonrasında gerçekleşmiştir diyenler var. Halbuki kayıtta, kadın ve çocuğunu kocasının gelip aldığı ve gayet normal bir şekilde buluştukları ve yollarına devam ettikleri (saldırıya uğramamış olduğu burada çok net!!) gözüküyor. Yani eve gidiyorlar gayet sakin bir şekilde, dağılın komplocular:))

3. Kadın, olaydan sonra gazetelere yaptığı açıklamada “ben kendimi ispatlamak zorunda değilim, ben herkesi inandırmak zorunda değilim” diyor. Bazı yazarlar da “kadının beyanı esastır” diyor. Hukukta böyle bir şey yok. Kim diyor bunu ya? Beyan esas değildir, ispat esastır. Öyleyse, bir bayan bana tecavüz edildi ve şu etti, bu etti desin ve ispatsız, delilsiz,şahitsiz bir erkek toplum ve mahkeme nezninde itibar kaybına uğrasın, mahkum edilsin, var mı böyle bir şey?? Bu öyle ucu açık bir şey ki, o zaman iftira atmak isteyen, kötülük yapmak isteyen, toplumu ayrıştırmak isteyen herkes atar ortaya birşey, “beyan esastır” der, ortadan kaybolur:((

4. Bayan ve onu savununlar “Adli Tıp raporu var” diyorlar. Bu rapor 5 gün sonra alınmış. Ama en önemlisi şudur. Adli Tıp kurumunu, Hüseyin Üzmez ve benzeri yüzlerce vakadan çok iyi tanıyoruz. Mesela birçok tecavüz vakasında çocuklar için burda yazmaya utanacağım raporların altına imza atmış bir kurumdur. İsteyenler ne kadar garip kararların altına imza attıklarına Google’dan kısa bir araştırmayla ulaşabilirler. Parayla rapor yazdırılabilecek herhangi bir alelade hastaneden herhangi bir farkı yoktur, kimse bana hikaye anlatmasın. Sanki çok tarafsız, Avrupai bir kurumdan rapor alınmış gibi davranıyorlar.

5. İşin en derindeki ve esas özü şudur: Olayın tarihi 1 Haziran. Cemaatle yolların ayrıldığı tarih 17 Aralık. Yolların hiçbir zaman ayrılacağını öngörmedikleri ve bilmedikleri için o zamanlar, haliyle kamera kayıtlarının da sızmasını engelleyeceğini biliyorlardı. Yani tamammüden yalan var ortada. Amaç, Gezi olaylarının daha bitmediği, 7 canın daha kaybedilmediği o 1 Haziran’da safları sıklaştırmak, toplumu kutuplaştırmak. Zaten “100 kişilik üstleri çıplak, elleri sopalı, deri eldivenli bir grup ve kadının üzerine idrarlarını yapıyorlar” ekstrem yalanını söyleyebilmek için bu yalanın hiçbir zaman ortaya çıkmayacağına inanmak(bknz. iktidar-cemaat ittifakı zamanları) ve olayın hiçbir zaman mahkeme aşamasına gelmeyeceğini bilmek gerekiyordu, bu kadar:((

Reklamlar