Etiketler

,

Politikacılar, işadamları, bankacılar, tanınmış gazetecilerden oluşmuş başarılı ve zengin insanlar grubunun hemen hepsini tanıyordum; yanlarında başarılarının bir madalyası gibi güzel karılarını taşıyorlardı. Tertemiz, bakımlı, şık ve özenliydiler. Yeni karşılaşanlar el şıkışıp öpüşüp bir grup oluşturuyorlar, sonra o gruplardan kopup başkalarıyla yeni gruplar yapıyorlardı. Oluşup bozulan, sonra yeniden oluşan bir gruplar zinciri içinde herkes kaynaşıyordu. Kahkahalar içinde ülkenin nasıl battığını konuşuyorduk. Başbakan herkesin alay konusuydu, ülke batıyordu ama batan biz değildik ve gündüzleri ciddi yüzlerle bir şeyler söyleyip geceleyin bir araya gelince içinde bulunduğumuz ülkenin batışıyla dalga geçiyorduk. Kahkahalarımız bu felaketin sorumluluğuyla aramıza bir duvar örüyor, sorumluluğun ağır yükünden bizi kurtarıyordu. Ülkeyi batıranlar ve batanlar başkalarıydı, biz gülenlerdendik.

Öfkeli bir kadın kolumu tuttu, gözlerinin çakmak çakmak ateşi epeyce içtiğini gösteriyordu.

“Aptal bunlar” dedi.

“Hiç sanmıyorum” dedim.

“Sen de aptalsın öyleyse”

“Bu fikrinize de pek katılmıyorum”

“Kim aptal peki?”

“Burada olmayanlar tabii.”

Kadın yeniden, “Aptal bunlar” deyip arkasını dönerek yürüdü, muhteşem kalçaları vardı, dar eteğinin içinde çalkalanırken insanda avuçlama arzusu uyandırıyordu, kadının kalçalarını daha önce görseydim,”herkesin aptal” olduğu fikrini hemen onaylardım; böyle kalçaları olan birisiyle aynı fikirde olmamak gerçekten aptallıktı çünkü.

Reklamlar