Etiketler

, , , , , ,

Alejandro González Iñárritu

http://tr.wikipedia.org/wiki/Alejandro_Gonz%C3%A1lez_I%C3%B1%C3%A1rritu

Geldik listemizin son ismine! 100 isimlik bir yönetmen listesi tarandı, 6’sı benim favori yönetmenlerimi oluşturdu. Ama temel kriterim başta da dediğim gibi en az 4 üst seviye film yapmış olmasıydı. Bu yüzden Ang Lee (Life of Pi, Hidden Tiger Crouching Dragon) gibi bir usta, Pedro Almodovar(İspanyol master) gibi bir usta ve -şu an adı aklıma gelmiyor ama- Pride&Prejudice gibi müthiş bir filmi yöneten kadın yönetmen listeme giremedi. Steven Soderbergh’i de Ocean’s Eleven üçlemesini tek film sayarak listeye sokmadım.

Meksikalı yönetmen Inarritu ise iyi bir “story-teller”dır. Ama bir yönetmen dört film yapar, dördü de iyi midir ya:)

Alejandro González Iñárritu, (d. 15 Ağustos 1963) Akademi ödülü adaylığı bulunan Meksikalı yönetmen. Hector González Gama ile Luz María Iñárritu’nun çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 2007 yılında Babel filmi ile En İyi Yönetmen Akademi Ödülü’ne ve En İyi Film Akademi Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

2007 Venedik Film Festivali jüri üyelerinden biridir.

Amores Perros (Paramparça Aşklar Köpekler, 2000)

Meksika sinemasının son yıllardaki en dikkat çekici yapımı, çakışan üç hikayeyi birarada kurguluyor. Octavio, hayatta hiçbirşey elde edememiş olan boştagezerin biridir. Aynı zamanda, yengesi Susana’ya vurgundur. Öte yandan, başarılı bir editör olan Daniel, nevrotik bir süpermodel olan Valeria’yla birlikte yaşamak için eşini ve çocuklarını yüzüstü bırakıp lüks bir kata çıkmıştır. El Chiavo namıyla bilinen eski bir hükümlü de, gizli bir ilişki içinde olduğu genç bir kızın hayatını işgal etmiş durumdadır. Varlıklı bir işadamını öldürmek için tutulan bu caninin yolu, diğer öykülerin karakterleriyle ve iki köpekle çakışınca ortaya garip bir durum çıkar. Meksico City için bile alışılmadık türde bir vahşet doğacaktır bu hayat girdaplarından..

21 Grams (2003)

Profesör Paul Rivers ve karısı Mary, birlikteliklerinin ölüm ve yaşam arasındaki dengeyle paralel olduğunu farkederler. Adam ölümcül bir hastalığın pençesindedir ve kalp nakli için sıra beklemektedir. Kadın ise yapay döllenme sonrasında hamiledir ve çocuğunu doğurmaya hazırlanmaktadır. Christina Peck, zor geçen gençlik dönemini çabuk olgunlaşarak atlatmış iki çocuk annesi bir kadındır. Kocası Michael ve kardeşi Claudia ile birlikte çevrelerine mutluluk ve umut saçmaktadırlar. Daha düşük ekonomik düzeye sahip Marianne iki çocuğuna bir gelecek yaratmaya çalışırken, eski bir suçlu olan kocası Jack kendisini dine adamıştır. Trajik bir kaza, bu üç çift ve ailelerinin hayatlarını kesiştirecektir. Birbirlerinin de desteklerini alarak hayatlarındaki en önemli soru işaretlerini cevaplandırmaya çalışacaklardır.

Paramparça Aşklar Köpekler’in Oscar adayı yönetmeni Alejandro González Iñárritu ve senaristi Guillermo Arriaga’nın tekrar biraraya geldiği projede usta aktörler Sean Penn, Benicio Del Toro ve güzel oyuncu Naomi Watts başrollerdeler.

Babel (2006)

Fas’in uçsuz bucaksız çöllerinde patlayan tek el silah sesi, üç kıtadaki dört farklı ailenin yaşamını derinden etkileyecek olaylar zincirinin fitilini ateşler. Bu olaydan etkilenenler arasında Fas’ta turistik gezi yaparken ölüm kalım mücadelesi yaşamak zorunda kalan Amerikalı karı-koca, kazayla işledikleri suç yüzünden başı derde giren iki Faslı çocuk, Amerikalı iki küçük çocukla Meksika sınırını yasadışı yollardan aşan Meksikalı çocuk bakıcısı ve Tokyo’da babası polis tarafından aranan asi ruhlu sağır Japon genç kız vardır. Birbiriyle çatışma halindeki kültürlerin ve uçsuz bucaksız mesafelerin ayırdığı dört farklı insan grubu, izolasyon, keder ve üzüntü duygularının eşlik ettiği paylaşılmış kadere doğru hızla yol almaya başlayacaklardır.

Bu olayı izleyen birkaç günlük süre içerisinde korku ve karmaşanın en uç noktalarında gezinirken kaybolma duygusunun –çölde kaybolma, dünyada kaybolma, kendi benliğinde kaybolma- başdöndürücü etkisiyle yüzleşirken aynı zamanda da bağlılık ve sevgi gibi duyguların derinlikleriyle tanışırlar.

Biutiful (2010)

Barcelona’da yaşayan Uxbal, yaşamını kaçak göçmenlerle yasadışı işler yaparak kazanan, yeri geldiğinde polise rüşvet veren, toplumun dışladığı insanlara hem yardımcı olan hem de onların sırtından geçinen bir adamdır. Fahişelik yapan eski karısı Marambra şizofreni hastasıdır. Boşanmalarının ardından mahkeme, iki çocuklarının velayetini Uxbal’a vermiştir. Uxbal, hayatındaki güçlüklerle mücadele ederek yaşayıp gitmektedir. Ne var ki bir gün Uxbal, kanser olduğunu öğrenir. Ölümün yakın olduğunu hissedince, bir yandan çocuklarının geleceğini güvenceye almak için çabalayacağı, diğer yandan da geçmişiyle hesaplaşmaya çalışacağı duygusal ve ruhani bir yolculuğa çıkar.

Reklamlar