Etiketler

, , , , , ,

WOODY ALLEN

http://tr.wikipedia.org/wiki/Woody_Allen

Asıl adı Allen Stewart Konigsberg olmasına rağmen o, ‘inek’ gibi çalışkan bir öğrenci ismi gibi duran Stewart yerine, 17 yaşından bu yana, hayran olduğu caz klarnetçisi Woody Herman’ dan devraldığı ”Woody” ismini kullanmaktadır.

kartları çok sever, evet bildiğimiz iskambil kartları bunlar. harika kart numaraları vardır.

kariyeri boyunca yapımcılığını yaptığı tek film, 2. filmi olan ve bir japon filmine de uyarlanan “what’ s up, tiger lily” dir.

3 kez evlenmiştir ki son evliliği kendinden 35 yaş küçük bir kızladır. bu ilginç gelmediyse hemen ilginçleştireyim; bu kız onun evlatlığıdır.

söylediği, kitaplarında geçen bazı sözler:

-eger tanri varsa,umarim iyi bir mazereti vardir.
-dünya’nın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi.en büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi.
-insanoğlu niçin öldürür? yiyecek için öldürür. üstelik sadece yiyecek için değil, çoğu kez yanında meşrubat da gerekir.
-ask cevaptir, ama siz cevabi beklerken, seks bi kac guzel ve ilginc soruya yol acar.
-aşk olmadan sex boş bir deneyimdir ama boş deneyimler arasında olabilecek en iyi deneyimdir.
-hayatımız, onu nasıl bozmayı seçtiğimizden ibarettir.
-bir adam çok güzel bir şarkı söylerse mest olursun. hiç aralıksız söylerse, başına ağrılar girer.
-unutulmaması gereken, hayatın her evresinin kendine özgü güzellikleri olduğudur, oysa öldüğünüz zaman elektrik düğmesini bulmak zordur.
-istiridye yemeyecegim.ben yemegimi ölü isterim,hasta degil,yarali degil,ölü.
-ruhum, bedenim olmadan da varlığını koruyacaksa hiç değilse kıyafetlerimin bol ve rahat olacaklarından eminim.
-ölümden sonra yaşam varsa ve hepimiz aynı yerde buluşacaksak, beni aramayın, ben sizi ararım.
-ölümden korktuğumdan falan değil, sadece geldiğinde orda olmak istemiyorum.
-zaten kötülük dediğin, aşırıya kaçmış iyilik değil de nedir?
-bütün cevaplarınıza karşı sorularım var.
-masturbasyonu tercih ederim.daha iyi siniftan kisilerle karsilasiyorsun o yolla.
-hayattaki tek pismanligim,baska biri olmamam.
-hayat bir toplama kampi gibidir..ölmeden terk edemezsiniz.
-tanrı’yı bulmak kolaydır.bu birkaç hayalle hallolabilir. sıkıyosa siz pazar günü açık bir muslukçu bulun.
-yukarıda bizi izleyen birşey olduğunu düşünüyorum, malasef onun adı hükümet.
-ben kucukken superman’i ornek alirdim.benle o arasinda bir cok ortak nokta oldugunu dusunurdum.o,her zaman telefon kulubelerine gidip butun -kiyafetlerini cikarirdi.

-en pahalı seks, bedava sekstir.

Woody Allen’in 43 filmi arasından izlemediğim çok film olduğu ve yıllar geçtikçe her filmiyle değişik zevklere de hitap edebilen bir kişilik olduğu için, onun için bir liste hazırlamak gerçekten zor! Bir filmini seneler önce izleyip “bunu ne kötü ya” deyip sonra tekrar izlediğinde değişik anlamlar yükleyip “aslında güzelmiş” dediğiniz bir yönetmen Woody Allen. Neredeyse her sene 1-2 film yapan yönetmenin kötü filmleri tabiki olacak ama her filminde herkese hitap edecek birşeylerin olduğu enteresan biridir Allen. İzlediklerim arasından en beğendiklerimi tanıtacağım her zamanki gibi…

Match Point (Maç Sayısı, 2005)

Bir tenis maçında topun çizgiye yaklaştığı anlar vardır. Biraz da şansın yardımıyla top içeri düşebilir ve kazanırsın? Ya da ileri gider ve kaybedersin? Gerçek bu kadar basit midir? Bir tenisçi olan Chris hayatı boyunca şansı yaver gittiği için kıskanılmıştır. Özellikle en yakın arkadaşı Tom?un kız kardeşi Chloe ile evlenmeye kalkıp büyük bir servetin ortaklarından biri olma şansını yakalayınca… Chris?in hayatının en mutlu günleri olması gereken evlilik aşamasında hayaller, Tom?un rüyaları bile süsleyecek derecede güzel nişanlısı ile tanışınca sona erer. Hayranlık kısa süre sonra takıntı boyutunda tutkuya dönüşecek ve Chris?i zor bir seçime zorlayacaktır. Woody Allen?ı Büyük Elma?nın dışına çıkarmayı başarmış olan Maç Sayısı, usta yönetmenin tamamını Londra’da çekmiş olduğu ilk film olma özelliği de taşıyor.

Vicky Christina Barcelona (Barselona, Barselona, 2008)

Amerikalı Vicky ve Cristina İspanya’da bir yaz geçirirler ve gösterişli bir sanatçı (Javier Bardem) ve onun güzel fakat dengesiz eski eşi (Penélope Cruz) ile tanışırlar.

Vicky (Rebecca Hall) evlenmek üzere olan muhafazakar bir kadındır. Cristina (Scarlett Johansson) ise cinsel serüvenlere açık özgür ruhlu bir kadındır. Kaderleri kesişen üç insan arasında doğan aşk ilişkisi kaotik sonuçlar doğuracaktır.

Vicky Cristina Barcelona, öyküsünün geçtiği kent olmaksızın düşünülemeyecek bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Midnight in Paris (Paris’te Geceyarısı, 2011)

Paris aşıklarını sevindirecek bir film çıkıyor burada karşımıza. Woody Allen‘ın yönetmenliğini yaptığı Midnight in Paris, aşıklar şehrinin büyüleyici güzelliğini ilginç bir açıdan ele alıyor.

Kırsaldan Paris’e geldikten sonra “Bu şehirde her şey bir garip, ama hiç bir şey şaşırtıcı değil…” diyor Jean Jacques Rousseau’nun  ’Julie yahut yeni Heloise’ romanının başkahramanı Saint-Preux geride bıraktığı sevgilisi Julie’ye. Allen da filminin baş kahramanı Gil’i (Owen Wilson) şehrin tüm garipliklerinin ortasına atıyor ve bize de zevkle izlemek kalıyor…

Ahmet Cemal, Flâneur sözcüğünün Fransızca’da “avare gezgin” anlamına geldiğini ve “avare dolaşırken aynı zamanda çevrenin izlenimleriyle düşünce üreten kişi” demek olduğunu yazıyor. Biz de burada tam anlamıyla Allen’ın sembolik flâneur‘unu izliyoruz. Turist olarak geldiği Paris’in sokaklarında amaçsızca dolaşan Amerikalı yazar Gil bizim flâneur’umuz. Artık 76 yılı geride bırakan Woody Allen filmlerinde baş karakteri canlandıramadığı için baş karakterler onu canlandırıyor. Bir yönetmen ve oyuncu olarak Allen’ı tanıyanlar Gil karakterinin aslında Woody Allen’ın ta kendisi olduğunu hemen anlayacaklardır.

Filmin açılış sekansı ise aynı Manhattan (1979) filmi gibi şehrin çeşitli görüntüleri ile başlar. Bu kez New York’ta yaşamak değil Paris’te turist olmak var ön planda.

Romantik Amerikalı yazar Gil romanında eskiden kalma eşyalar satan bir dükkandan bahsediyor ve eski zamanlarda yaşamanın hep daha iyi olacağını düşünüyor. Romanı üzerinde çalışırken de şehrin büyüsüne kapılıyor. Gil’in Paris’e birlikte geldiği nişanlısı Inez (Rachel McAdams) ve sinir bozucu ailesi ne Paris’ten ne de Gil’in şehirde durmadan dolaşıp ilham almasından hoşnutturlar. Gil de Inez’in çok bilmiş arkadaşıyla vakit geçirmekten hoşlanmadığı için git gide birbirlerinden kopmaya başlarlar. Gil her gece çıkıp şehirde dolaşıyor ve gündüzleri de romanının üzerinde çalışıyordur. Fakat geceleri nereye kaybolduğu ise filmin en muzip noktası. Ancak şunu söyleyebiliriz ki Cannes Film Festivali’nde bu kadar yoğun ilgi görmesi bu muziplikte gizli.

Daha derine dalmaz isterseniz, tavsiye liste;

Başlıca yapıtları: “play it again, sam” (bir daha çal sam, 1969), “bananas” (zorla kahraman, 1971), “sleeper” (200 yıl sonra, 1973), “love and death” (aşk ve ölüm, 1975), “annie hall” (1977, en iyi yönetmen, en iyi film oscar’ları), “manhattan” (1979), “broadway danny rose” (1984), “the purple rose of cairo” (kahire’nin mor gülü, 1985), “hannah and her sisters” (hannah ve kız kardeşleri, 1986), “radio days” (radyo günleri, 1987), “another woman” (bir başka kadın, 1988), “everyone says i love you” (herkes seni seviyorum der”, 1997), “deconstructing harry” (yaramaz harry, 1997).

Reklamlar