Etiketler

, , , ,

Bu yazı, tanınmış Alman filozof Arthur Schopenhauer’in tespitleri üzerine uzun bir yazı olacak.

20.satırdan sonra okumaktan sıkılanlar, “özdeyişlerden nefret ederim” diyenler başka mecralara bi zahmet…

İşte başlıyoruz:)

Mutlu bir hayat olanaksızdır; insanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır.

Dinler ateşböcekleri gibidir: parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak.

Herkes kendinde eksik olanı sever.

İnsanların kader dedikleri çoğu zaman sadece kendi kendilerine yaptıkları aptal oyunlar.

Eğer dalaverecilerin oyuncağı ve soytarıların maskarası olmak istemiyorsak, ilk kural içine kapanık ve ulaşılmaz olmaktır.

İnsanlarla uğraşmada üstünlüğe ulaşmanın tek yolu onlardan bağımsız olduğunuzu göstermenizdir.

İnsanlarla kurulan neredeyse bütün bağlar bir kirlenme, bir pislenmedir. Ait olmadığımız acınası yaratıklarla dolu bir dünyaya indik. Daha iyi olan az sayıda insana saygı duymalı ve değer vermeliyiz; gerisine talimat vermek için dünyaya geldik, onlarla arkadaş olmak için değil.

İnsanın davranışları üç temelden gelir,bu temellere dayanmaksızın üzerimizde etkili olabilecek bir güç düşünülemez. Bunların birincisi bencillik kendi iyiliğinden başka bir şey düşünmez ve sınırsızdır, ikincisi kötü ruhluluktur başkasının koyuluğunu ister gaddarlığa değin varabilir, üçüncüsüde acımadır. Acıma,başkasının iyiliğini istemektir ve iyilikseverliğe, ruh yücelgine değin ulaşabilir. İnsan davranışlarının hepsi, bu üç temelden birine yada aynı zamanda ikisine bağlanabilir.

Elimizde olan şeyleri çok seyrek düşünürüz. Eksik olanları ise daima.

İnsanoğlu benden hiç unutamayacağı birkaç şey öğrendi.

En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ama bunun en büyük budalalığımız olduğunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez.

Birisi sizin için gerçekten çok değerli ise, bunu ondan sanki bir suçmuş gibi gizleyin. Bu hoş birşey değildir ama doğrudur. Çünkü , bırakın insanları, köpekler bile büyük dostluklara katlanamazlar.

Akıllı olan, sohbet sırasında ne hakkında konuştuğundan ziyade kiminle konuştuğunu düşünerek hareket edecektir. Bunu yaptığı takdirde sonradan pişman olacağı hiçbir şey söylemeyeceğinden emindir.

İnsanın kırk yaşına kadar geçen yılları bir kitaptır, geri kalan yılları da o kitabın eleştirmesidir.

Başkalarının fikirlerine aşırı derecede önem vermek, herkeste var olan bir manyaklık.

Cinsel birleşmedeki esrime hali. İşte bu! Her şeyin gerçek özü ve nüvesi bu, varoluşun amacı ve hedefi.

Otuz yaşıma gelene kadar öyle olmayan yaratıklara eşitimmış gibi davranmaktan bıkıp usandım. Bir kedi genç olduğu sürece kağıt toplarla oynar, çünkü onların canlı ve kendine benzer bir şey olarak görür. İnsan denen iki ayaklı hayvanlar da benim için aynı şeyi ifade ediyor.

Birbirlerini en çok teşhir edenler, birbirlerini en çok itmam edenlerdir.

Hakikat, onu arzu etmeyenin boğazına sarılan bir fahişe değildir. Hatta o kadar çekingen bir güzeldir ki, onun için herşeyini feda etmiş olan bile onun lütufundan emin olamaz.

Yanlış bir görüşü geri almak onu savunmaktan daha çok kişilik gerektirir.

Önemsememek önemsenmeyi getirir.

Dünya, 15 yasından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz.

İnsanları keyifli bir ruh haline sokmanın başınıza gelen kötü bir şeyi anlatmaktan veya kişisel bir zayıflığınızı açıklamaktan daha başka yolları da vardır.

Ne sevgiye ne de nefrete yol açmamak dünya bilgeliğinin yarısıdır: hiçbir şey söylememek ve hiçbir şeye inanmamak da öteki yarısı.

Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu ani, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz ani, uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı, bir tür hata olmalı.

İnsanların büyük bir çoğunluğu tabiatları gereği, yeme içme ve çiftleşme dışında herhangi bir konuda ciddi olamayacak biçimde yaşamaktadırlar.

Sıradan insanlar saatin parçaları gibidir; kurulurlar, ondan sonra neden işlediklerini bilmeden işler dururlar.

Neden yorarsın ruhunu sonu gelmez planlarla?

Ölüm, insanın uyandırılmaya unutulduğu uykudur.

Doğa ile tarih ne yapmış olursa olsun, insan kim olursa olsun, nelere sahip olursa olsun, kişi yaşamın özündeki acıyı başından atamaz. Acıyı sürgün etmek için dur durak bilmeyen çabalar , acının biçimini değiştirmekten başka bir işe yaramaz.

Sıradan insan, doğanın her gün binlercesini ortaya çıkardığı bir seri üretimdir.

Birisi herkes tarafından anlaşılıyorsa, sıradan beyinlere hitap ediyor demektir.

Ben kalabalıklar için yazmadım… Çalışmalarımı, zamanın seyrinde nadir rastlanan istisnalar olarak ortaya çıkacak düşünen bireylere miras bırakıyorum. Onlar da benim gibi ya da gemisi batıp ıssız bir adaya çıkan ve kendisinden önce aynı sıkıntıları yaşayan birinin izlerinin, ağaçlardaki bütün papağanlardan ve maymunlardan daha fazla teselli sunduğu bir denizci gibi hissedeceklerdir.

Bize dokunmayan kötülükleri izlemekten gizli bir zevk alırız.

“Hayatın içinden” çok daha fazlası için tıklayın!

 

Reklamlar