Etiketler

,

Güneş, sabahın erken saatlerinden beri süren yağmurun ardından, sonunda, bulutların arasından belirdi, Posta Müzesi’nin önünden başlayarak tüm meydanı bir fotokopi makinesinin ışığı gibi taradı, çizmelerime ulaştı, burunlarını aştı ve durdu.

Olduğum yerde dikiliyorum, başım önümde, gözlerim çizmelerimde. Tartıya çıkmış kilosuna bakan biri gibi bir süre durdum öylece, sonra birkaç adım attım müzeye doğru. Güneşi yüzümde hissettim. Meydanın ortasında iki köpek birbirine, sahipleri köpeklerine havladı ve ben eski başbakanı düşündüm.

Duygusallaştıkça incelen, korktukça kalınlaşan sesini karnımda duydum. Kelimeleri ağzının içinde birer kukla gibi oynatan, derinlerden gelen tehditkâr ifadesini sağından kalktığı günlerde yumuşatmayı beceren ve haftanın altı günü solundan kalkan bu adamı düşündüm, köpekleri ve sahiplerini seyrederken.

Sene 2029. Aylardan mart. 52 yaşına girdim, birkaç gün önce. Düşündüm. Eski başbakanın partisi hükümetten düşeli epey zaman geçmiş. O zaman doğan çocuk okuma yazma biliyor şimdi. Babası koca adam. Başbakanın, meşhur Tahsintepe skandalının hemen arkasından iktidarı kaybettiği unutulmaz günlerden bu yana yedi sene geçmiş, başbakan aramızdan ayrılalı beş sene.

O gün çıkan gazetelerin manşetleri geldi gözümün önüne: ‘Türk siyasetinin büyük kaybı.’ ‘Bir devir kapandı.’ ‘Siyasetin ustası, son yolculuğuna uğurlanıyor.’ ‘Cimbom finalde.’ ‘Dünya Madonna’ya ağlıyor.’ ‘Kanser tarih oldu, sıra reflüde.’

Her gazete eski başbakanın ölümünü manşet yapamamıştı elbette. Gündem yoğundu, bir seçim yapmak zorundaydı editörler. Zor zamanlardı… Meydanı geçip ara sokaklardan birine girdim. Kopenhag’da son günümdü. Dönmeden hediye almam gereken birkaç kişi vardı. Bir insanın hayatında, seyahatten dönerken hediye alması gereken birkaç kişi olması kadar kıymetli hiçbir şey yoktur bence. Birden fazla, dörtten azsa bu sayı, muhteşem bir hayatınız var demektir.

Vitrinlere bakarken Tahsintepe skandalı hâlâ aklımdaydı. Neden? Neden Tahsintepe’de ve neden birden cinnet geçirmişti başbakan, bunu düşündüm, şef bıçaklarının fiyatlarına bakarken. Hediye almayı ısrarla erteliyor, uçağımın kalkacağı saat her an biraz daha yaklaşırken, free shop’lardaki çeşitliliğe güveniyor ve kendime iyi bir şef bıçağı arıyordum. Tahta saplı, evladiyelik, iyi bir şef bıçağı. Bavula vereceğim.

Cinnet anının internetteki video görüntüleri geldi gözümün önüne, Başbakan, Tahsintepe‘de, 850 bin kişiyi barındıracak toplu konutların açılışını yapıyor, günlerden cuma, kurmaylarıyla birlikte açılış sonrası cuma namazını kılmak üzere restorasyonu yeni tamamlanan camiye gidiyorlar, ezan okunuyor ve namazın ortasında, başbakan, birden, fısıldayarak başlayıp, gittikçe yükselen bir sesle, anlaşılmayan bir dilde konuşmaya, sonunda bağırmaya, önce göğsüne, sonra kafasına vurmaya başlıyor, görüntüler hâlâ canlı gözümün önünde, kimse ne dediğini anlamıyor, başbakan, kendisinden başka hiç kimsenin anlamadığı ama kendisinin son derece hâkim olduğu, fonetik olarak biraz Latinceye, biraz da kuş diline benzeyen bu tuhaf dilde sesi kısılana kadar bağırarak ve dövünerek caminin kapısına koşuyor, üzerindekileri yırtıyor ve dışarı atıyor kendini, halkın arasına karışıyor, basın mensuplarının merdiven dayadığı ve alanı yukarıdan gören duvara kadar gidip tırmanıyor ve herkesin şaşkın bakışları altında olduğu yerden bir süre daha bağırdıktan sonra birden duruyor, bir heykel gibi, hiç kıpırdamadan ve sonunda, Türkçe, yüksek sesle ve yüzünde mahsun bir ifadeyle şu sözler dökülüyor dudaklarından:

türk kürt rum müslüman
ermeni gay yahudi roman
fener cimbom trabzon ve çarşı
gelin oturalım boğaza karşı
bir fıkram var ey dostlar
anlatmazsam öleceğim
derdim kendimle benim
elbet bir gün çözeceğim…

Dedi ve sendeledi, kalabalığın üstüne bir rockstar gibi bırakıverdi kendini o gün başbakan. Ertesi sabah erkenden, erken seçim kararı alındı, bir ayda tüm hazırlıklar tamamlandı, seçime gidildi ve bir daha da dönülemedi.
Ülkemde hâlâ siyasi istikrarsızlık sürüyor. Erken seçimi başka seçimler izledi. Muhalefet liderleri sekizer kere değişti, haftaya bugün bir seçim daha var, artık oy kullanmıyorum, Kopenhag’da kendime, iyi bir şef bıçağı arıyorum…

 

http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=radikalyazar&articleid=1108096&yazar=berkun-oya&categoryid=41

Reklamlar