Etiketler

, , , ,

Özgürlüğüne aşırı derecede düşkün bir adamdı o. Eldiven bile giymezdi. Ağzını kapasalar burnundan çıkardı dili ve ayakkabılarını hep yarım numara büyük alırdı. Parayla pulla da işi yoktu, umurunda değildi faiz, dolar, tek derdi vardı; emar! Çıldırtıyordu onu düşündükçe, çaresizce o makinenin içine girme fikri. Bencil adamdı. Kendinden başka kimseyi pek düşünmezdi, arada bir annesi gelirdi en fazla aklına, yirmi yıl önce ölen annesi. İpinde değildi dünya, fikir özgürlüğü, anadilde eğitim, azınlık hakları, eşcinsel evlilik, kafan rahat boşanma…

Toplumun kanayan yarası olan tüm bu özgürlüklerin hiçbiri umurunda değildi. Yeter ki onu emar’a sokmasınlar. Manyak gibi bakıyordu bu yüzden kendine, iç fanilası, sabah sporu, her öğün sebze, bir ömür geçti böyle. Sonra bir gün, PAT diye hasta oldu, birden, bir sabah uyandı, gözleri çökmüş, boyu kısalmış, sağ kulağı yastıkta kalmış. Uzandı aldı kulağını, zorladı, mümkün değil, kulak yeri bir gecede küçülmüş, kulağı aynı kalmış. Olmuyor, ne yapsa geri takamıyor. Neyse dedi, gitmem ben doktora hastaneye, zaten dinlemiyorum ki ben insanları, çok gerekirse var işte hâlâ bir kulağı. Banyoya girdi ve korka korka aynaya baktı adam, yüzü kırış kırış, dişleri sapsarı.

Evden çıktı, hava soğuk, başladı hapşırmaya, aman dedi, neme lazım, ben evime döneyim, bir daha bakmayıveririm aynaya, evime döneyim ben, hiç çıkmam gerekirse, her şey geliyor artık eve, kereviz, eskort, peçete. Hem zaten neydi öyle, yıllardır manyak gibi sokaklarda, ne işim var benim, evden çalışırım, camdan bakarım, şöminemi yakarım, çok bunalırsam, takarım beremi, balkona çıkarım. Evin önüne vardı, anahtarı çıkaracak, eli cebinden çıkmıyor, öbürünü denedi, çoktan kopmuş omzundan, yerde yatıyor öbür kolu, tığ gibi kalmış parmakları, fırlamış parmağından döne döne gidiyor sokakta gümüş yüzüğü. Peşinden gitsem dedi, koşsam yakalasam, aman dedi, neme lazım, kulağım kolum kopmuş zaten, yüzüksüz de yaşarım.

Oturdu apartman kapısının dibine ve bir komşu bekledi, elbet biri açacak bu kapıyı, rica edersem, alırlar anahtarı cebimden, daire kapımı da açarlar. Eve girdikten sonrası kolay. Ama kimseler yoktu görünürde, sert bir rüzgâr başladı, saçları uçtu gitti, yakalamaya çalışırken saç tellerini havada, o kadar büyük hareketler yaptı ki, hasta bedeni kaldırmadı, meme uçları düştü yerlere, bacakları kırıldı, cebindeki kolu çıkarıp salladığı gibi sokağın karşı tarafına fırlattı, bir köpek, kolu kapıp kaçtı. Sabah sekiz buçuk-dokuz gibi çıkmıştı evden, öğlene doğru öldü, apartman kapısının önünde. Son nefesini verirken, bir komşu yaklaşıyordu apartmana doğru, üst kattaki imam hatip’li oğlan, yerde yüzüğü gördü, besmeleyle eğildi yere, aldı, besmeleyle kalktı, yüzüğü parmağına taktı. Oğlanın telefonu çaldı, açtı, annesi arıyordu, “Oğlum” dedi annesi, “kapkara bir köpek gördüm rüyamda, kopuk bir kol taşıyordu ağzında, iyi misin sen, merak ettim”. Telefon kesildi. Oğlan apartmana varmak üzereydi. Hasta adamdan geriye kalanlar can çekişiyordu yerde. Son gücüyle konuştu adam, “Anahtar var, cebimde…” Oğlan, son nefesini veren adamın yanından geçip apartmana girerken başıyla selam verdi ve “Var anahtarım” dedi, “Teşekkür ederim abi, hayırlı akşamlar…”

Adamı kapının önünde bıraktı oğlan, içeri girdi, asansöre bindi, yukarı çıkarken elini kaldırdı havaya ve parmağındaki yüzüğe baktı asansörün aynasında. Sonra elini ağzına götürdü, bıyığının kenarındaki çorba izini sildi ve otobüste karşısında oturan sarışın kızı düşünmeye başladı, aynaya bakıyordu hâlâ, yavaş yavaş gözlerini kapattı.

 

http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=radikalyazar&articleid=1113153&yazar=berkun-oya&categoryid=41

Reklamlar