Kader varsa özgür irade nasıl olabilir?

Etiketler

, , , , , , ,

Bunun cevabını burada anlatmak cok zor ama ben cevabı bılıyorum. kuantum, zaman(tanrının zamanın basını ve sonunu aynı anda gorebılmesı) ve genel gorelilik kuramı gıbı boyutları var. kısaca aynı sonuca gidecek binlerce farklı secim/yol var, bu yolları secme sansı elimizde, ama sonuc belli. yanı kaderımız(outcome/sonuc) belli ama ozgur irademiz (farklı yolları secme hakkımız) var. bu kaderi de bılmesi, default bir ozellik cunku zaman da bir boyuttur ve tanrı butun boyutları yaratan oldugunu gore zamanın basını ve sonunu yani evrenin de basını ve sonunu yani kaderi de bılır. onun ıcın hersey bır anda olup bıtmıs gıbıdır aslında. zaman da izafi bir kavramdır, kuranda yedi gunde dunyayı yarattı derken bunun gercekten yedi gun mu oldugunu dusunuyorsunuz? neyse bu konu daha uzar, ben kacarım. bu kıyagımı da unutmayın:) Daha detaylı tartısmak ıcın yazabılırsınız…

İslam konusunda iki kişiye guvenmelisiniz: Yaşar Nuri Öztürk ve Süleyman Ateş. bu kişilerin neler söylediğini araştırın, okuyun…

İki kitap onerecegım:
yasar nuri ozturk- deizm
jim al-khalili – paradoks bilimin en büyük dokuz bilmecesi (bu kitapta ozgur irade hakkında da cok ıyı bır bolum var. konunun cok cetrefilli, sonuca ulasmamıs ve bircok kısı ıcın anlaşılamayacak kadar agır oldugunu goruyorsunuz burada)

 

Reklamlar

Aforizmalar

Etiketler

, , ,

hayata dair her konuda benim yazdığım aforizmaları okumak istiyorsunuz buyrun:)
bazı konularda yıllar ıcınde goruslerım degısse de butunlugu bozmamak ve yazdıklarıma ıhanet etmemek adına degıstırmedım/silmedim.
yıllar yıllar once yazılmıslardır.
iyi okumalar…

• milliyetçiliğin delicesine savunulduğu ve konuşulduğu hemen her ülkenin esir/yarı esir yaşaması ne kadar ironik, değil mi? neden biliyor musunuz; ardına sığındığın şey, aslında en az inandığın ve “kendin” olmadığın için “ondan” olmayı tercih ettiğin kavramdır. kavramlar, o yüzden kişilerin en az bağlanması gereken öğelerdir. at gözlüğüne en iyi panzehir, başkalarının hakkını gaspetmeyen bir demokratlık ve evrensel açıklıktır.
• projesi olmayan binlerce insanın, projesi olanlar hakkında ne kadar çok söyleyecek sözü var, çok ilginç. ve ne kadar da motive edici? o gerizekalıları hiç kaale almayın ve sizi o değerli yoldan alıkoymalarına izin vermeyin.
• ne kadar az şeyi, ne kadar çok laf-ı-güzarla anlatıyorlar? onları duyunca, “çok bilen,az konuşur” diyen adamı alnından öpesim geliyor.
• hayata bu yaşına kadar bir küçük iz bırakmamış ve bundan sonrası için de böyle bir çabası olmayan büyük çoğunluğun müthiş ölüm korkusu ne kadar komik! 100 yıl da, 1000 yıl da yaşasalar, ekmek kavgası “bahanesiyle” 30 yıllık bir yaşamdan –yani “hiç”ten- farklı ne katacaklardır ki evrene? bunu söyleseniz birine, size hışımla saldıracak, “tuzu kuru” olmakla suçlayacak ve neler çektiklerini, hayatlarını idame ettirmek için bu döngüye mecbur olduklarını söyleyeceklerdir. külliyen yanlış. eğer tarihe bakarsanız, büyük keşiflerin, eserlerin ve dünyayı ileri taşıyan her şeyi başaranların; çoğunlukla bir ekmeğe muhtaç, imkanları çok kısıtlı ve yoksul olanlardan, çok ender olarak da zengin, rahat ama birşeyler üretmek için yoğun istek duyanlardan çıktığını göreceksiniz. temel ilke, bu insanların ölümsüzlüğün, öylesine yaşamak ile değil, üretmek ve eser bırakmak ile olduğunu bilmeleri ve bilmekten de ötesi bunu yapabilecek kapasiteye ve sabıra sahip olmalarında yatmaktadır.
• başlangıç noktasına döneceksen, o yola hiç çıkma daha iyi. yolculuğun zevki “yol” ile çıkar, fasit daire ile değil…
• her gerizekalı, kendinden fazlasıyla emindir.
• her kadın, keşfedilmeyi bekler. onun ne kadar bulunmaz hint kumaşı olduğunu ona usanmadan haykıracak erkekler. halbuki her erkeğin, yardım kabul etmez, maço tavırlarının ardında da aynı ilgiye muhtaç, keşfedilmek isteyen naif çocuk saklıdır. ne üzücü ki, bayanlar erkeklere bu lüksü(!) hiçbir zaman bahşetmemiştir. “ayna ayna, söyle bana, en güzeli benim di mi” sorusundan buna vakit kalmaz genelde. bu “hakedilmemiş” üstünlük duygusu, türkiye’de ilişkilerin bozuk gitmesinin temel nedenidir. o nedenle, hemen herkesin –özellikle bayanların- hayatında en az bir kez bile avrupa görmesi şarttır bence. avrupa kültüründe kadının kendini işiyle ve kültürüyle varetmesinin, ilişkilerin temelini ne kadar sağlıklı kıldığını gözlemlemek, ayakları yere basması gerekenlerin alacağı can alıcı dersler içermektedir.
• sahipsiz köpekler gibiler. havladıkça sahiplenileceğini, yer edineceğini sanan mahluklar.
• az konuşarak ve çok dinleyerek salaklığını örten çok insana rastladım. o örtüyü, üzerlerinden kaldırabilecek biriyle karşılaştıklarında çok sinirleniyorlar inanın bana.
• mükemmeliyetçi olmak, yola çıkmanızı engelliyorsa, atın çöpe, gitsin. çünkü yolculuk önemlidir, yapılan işin “mükemmel” ya da “çok iyi” olması arasındaki fark değil. yola çıkmadıktan, işe koyulmadıktan sonra fikir/proje, boş konuşmadan başka nedir ki?
• eğitim sistemi, eğer ideal köleler yetiştiriyorsa o ülke de, o toplum da adam olmaz. ölçmek mi istiyorsunuz? üniversitelerdeki uygulamalı, pratik, case-studies içeren derslerin sayısına bakın. bir de, zihni sinir’lere bırakılan alana. uygarlık, “yapma” dediklerini yaptığında, “deneme” dediklerini denediğinde elde edilendir. yaratıcı insanı kutsar. tekdüze, elle tutulur, tahmin edilebilir insanlar topluluğundan bana ne! şeytan görsün yüzlerini…
• türkiye, kadınların kültürü ve sanatı, alışveriş ve erkeklerden daha fazla konuştuğu ve %50 işgücünü oluşturduğu günler geldiğinde, bugünkü amerika seviyesinde güçlü ve etkili olacaktır.
• tanrı, yaratım gücünü öncelikle ve esas şeytan ile ölçmüş ve denemiştir. onun üzerine çıkan bir yaratımı da olmamıştır bugüne kadar –insan da dahil-
• şeytan’ı bu kadar çekici kılan, kadına inanılmaz benzemesidir. öngörülemez, baştan çıkarıcı, fettan, binbir surat ve kurnaz…
• “iç”in “dış”ına sığmadığında, “dış”ın, “iç”in için ölür.
• içimde kavimler göçü var,
dışımda rio karnavalı
“cilalı taş” mıyım, neyim ben?
• çoğu alanda başarılı eserler verebilecek zeka ve öngörü ayrıcalığı ile donatılmış dünyaya gelen “seçkin”ler, aynı zamanda onun cezası olan yaşam boyu “sanatçı hüznü” ve “arif duyarlılığı” ile yaşamaya da mahkumdurlar. at gözlüğüyle mutlu olan “körkütük cahil”lerden olmayı, bazen, ne kadar dilerler bilir misiniz?
• ölüm karşısında iki tür davranış vardır: umursamamak ve ölesiye korkmak
umursamayanlar; sanatçılar, yazarlar, ermişler, ateistlerdir. ölümü umursamadıkları için mi böyleler,
böyle oldukları için mi ölümü umursamıyorlar bilmem ama. sanatçılar ve yazarlar, ölümü eser bırakmak yoluyla; ermişler ve ateistler ise yok sayma ve haz yoluyla yenmişlerdir.
ölesiye korkanlar ise geri kalan %99’dur yani halk ve politikacılar. dışarıya karşı kendiyle en barışık, kendine en güvenli gözüken bu insanların içi o kadar koftur ki “dünya”ya hem yaptıkları, hem yapmadıkları için hissettikleri bilinçaltı sızı, onları ölüme karşı bu kadar korkak yapar.
• hayattaki en büyük zevklerden biri, başkasının “beceremezsin” dediğini “becermektir”. kelimeyi bütün anlamlarıyla alınız 🙂
• bir şeyin daha önce yapılmış olması,daha iyisinin yapılamayacağı anlamına gelmez.
• en iyi cümle, en kısa cümledir.
• en etkin konuşma, en uzun susmadır. bunu keşfeden nice cahil gördüm, kendileri yüksek mevkilerde nimetten sayılıyorlardı!
• yetersizlikleri ve kendine yatırım yapmamayı baştacı eden kokuşmuş bir sistemin olduğu herkesin kabulu zaten. ingilizce ve bilgisayar bilmeyen, bilmek için çaba dahi harcamayan, bu yüzden kendi basit işlerini bile altlarına yaptıran,onların gelişimini ve yükselmesini ezerek engellemeye çalışan ne müdürler/patronlar gördüm. genelde aynı firmada çok uzun süre çalışırlar (zorunluluktan tabiki, adını “sadakat” koymalarına bakmayın).o kadar uzun ki “şurda bir odun var, ortada durmasın, alın bir kenara koyun” deyip başa da geçirirler. ne kadar acı ki bu yalakaların ve yeteneksizlerin hakimiyeti daha uzun yıllar süreceğe benzer lanet olası sistemsizliğimizde…
• kahpe özgüven! sen en çok, sana en az ihtiyacı olanda ve seni en az hakedende bulunursun. şıllıklara benzersin, olmaman gereken ortamların müdavimisin. bu ne haksızlık, bir cahilin cahilliğinden ötürü
hem mutluluk, hem özgüvenle ödüllendirilmesi fazlasıyla adaletsiz değil mi?
• aşık oldukların ve arkadaşların(dost bildiklerin) seni daha fazla ve en çok üzenlerdir. sevdiklerin ise senin en çok üzdüklerin.
• günübirlik ve ani heyecanlara nasıl bir açlık bu tanrım!
• hayat boştur, içine sıçınca dolar. –engin geçtan—
• kadınlar, üç şeye tapar: para, para, para!
• bilgisizlerin yönetiminden, bilgililerin zulmünden kork.
• ülkemizde birşeyler başarmanın hazzı o kadar köreltilmiştir ki insanlar, başarıdan ve o başarının tadını çıkarmaktan korkar oldular. herkesin gözünde haset, dilinde nefret topyekün saldırıya geçerler. “teşekkür”, “onore etme”, “en azından saygıyı hakettiğini kabul etme” gibi kavramlar, sadece kitaplarda kalmış durumda. gelişmiş toplumlarda aramızdaki farkı yaratan en önemli nedenlerden biri –o beylik sömürü ve kapitalizm yaftalarından başka samimi cevaplar arayanlara sözüm- olan bu faktörü anlamak için, bir oscar törenini baştan sona izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. tören öncesi organizasyonda gösterilen özen, kırmızı halı ihtişamı, birbiriyle dost-düşman herbir holywood yıldızının orada bulunması, her ödül alanın alkışlanması ve onore edilmesi, özellikle ömür boyu yaşam ödülü verilen “üstat”ların ayakta ve dakikalarca alkışlanarak saygı gösterilmesi ve her ayrıntısıyla özenilmiş, bir nakış gibi işlenmiş tören; “başarı nasıl kutlanır ve paylaşılır” için her bireye kılavuz olmalıdır.
• hayatta en büyük ilim, yalnızlığına katlanmayı öğrenmektir.
• ideolojiler, sığınılacak limanlardır.ideolojisiz bir “hiç” olacak o kadar çok insan tanıyorum ki!
• en cok duygusuyla karar veren kadınların, aynı zamanda “düşünüyorum” kelimesini en cok kullanmaları ne kadar ironik.
• erkek ve kadın, birbirinin hem zehri hem panzehiridir. yeter ki panzehiri elde etmeden, zehri içmeyin!
• en çok telaffuz edilen, orada hiç bulunmamıştır!
• sevilmek için kendini sev!
• sevilmenin peşinde koşmak, kedinin kuyruğunun peşindeki haline benzer! hiç kuyruğunu yakalayan kedi gördünüz mü?
• “iç”e yapılan yolculuk,en uzunudur.
• yol değişir, yolculuk değişmez.
• her kadın, kedi sever. onu eşleri gibi uysallaştırmayı becerebileceklerini sanırlar.
• sahip olduğun her şey, senin sahibindir.
• zaafların seni ele geçirmeden, sen onları yoket.
• hayatın beceriksizleri, felsefe yapar.
• sadece sus, değerin artar.
• herşeye gülebilen insan, en sanatsal şekilde öldürme isteği uyandırır bende.
• zeki esprilerin anlamı, zeki insanların değeri gibi çok sonra anlaşılır.
• herkes tarafından sevilmeyen bir insan gösterin bana! o, hepsinin ruhuna dokunmuştur ve doğruları söylemiştir sevilmeme pahasına.
• “yalakalar”, en çok rastlanan insan türüdür.
• güzel bir resim, uzun süren bir orgazm kadar ruhu doyurur.
• aşk, çağrıldığında gelmez.
• hayatını en az şeye ihtiyaç duyarak yaşadığında, herkes sana ihtiyaç duyar.
• “ah ben aptalım” sözlerini yeterince telaffuz etmemiş biri için hayatı yaşamış demek ne mümkün? olsa olsa yaşamını sürdürmüştür.
• önyargı, elimizden aldıklarıyla bizi öldürür.
• çok konuşanın derdi kendisiyle, çok dinleyenin derdi de “başkası” iledir. o yüzden, yerinde konuşan, yerinde susan;en güvenilir ve en içten dostlarınız olur çoğu zaman.
• hiçbir zaman, tüm gerçekleri bilmek istemeyiz, sadece bilmek istediğimizi sanırız. o, her toplumun ortak yalanıdır. kaldıramayacağı kadar ağır yükleri üstlenmek, kime düşer bu dünyada?
• gerçekler, çoğu zaman katlanılmaz ve kaldırılamayacak kadar ağır olabilir. çoğunluk, birbirine bir hayal dünyası yaşatır sürekli bu yüzden. ruhlara dokunmadan, “mış” gibi yaşamlarda esiriz hepimiz.
• her dahinin içinde bir deli, her delinin içinde bir dahi vardır.
• evrene nasıl davranırsan, aynen o şekilde cevap verir.
• bir bayanda aranacak özellikler, aslında her zaman ikiye indirgenebilir:
• gülümsemesi: gülüşünün güzelliği, gülerken gözlerinin kapanması, gözlerinin içinin gülmesi ve kahkaha attığında bunun dünyada en çok yakıştığı insanlardan olması (bu, yaşarken eğlenmesi ve eğlendirmesi için gereklidir)
• kültürü: bu geniş kavramın içine zekası, konuşma tarzı, hobileri/aktiviteleri ve gustosu (bu, onun para kazanması ve sadece sevgili/eş değil, yaşam yoldaşınız olabilmesi için gereklidir)
• gölgen, sana daha çok şey anlatır.
• kibarlık, gelişmemiş toplumlarda getirisi en fazla yatırım araçlarından biridir.
• şeytan, yapacaklarımızı; tanrı, yaptıklarımızı tahakküm altında tutar. yani, şeytan, geleceği; tanrı ise geçmişi kontrol eder. bugünü(anı) ise ikisi arasındaki müthiş savaş. bu yüzdendir ki her insan dengesiz, öngörülemeyen, potansiyel bir melek/şeytan gel-gitidir.
• habis bir ur gibi sardığında benliğini karamsarlık ve umutsuzluk, sadece gül ve geç. bil ki, negatif duygular kaale alındıklarında seni ele geçirirler.
• hayat, sağlamasını ölümden sonra yapan eşsiz bir matematik formüldür. denkleminde “duygu” yoksa tanımsız, “duygu” varsa sonsuz çözümlü.
• edebiyat yapma, “edebi” ve “ebedi” bir yat yap; o, senin yerine konuşsun.
• gerçekleştirmek istediğim hayallerim o kadar çok ki, ölümüm(n)e erteliyorum. hayallerim, bugünüme pranga. siz siz olun, olduğunuzla her an/her şartta mutlu olun.
• yeni tanıştığın bir bayanla hemen ayrılmak istiyorsan, psikolojik analiz yap. buna dayanabilecek kadın yeryüzünde çok azdır?
• kadınların en güçlü yanı, olabildiğince “zayıf” gözükebilme yetenekleridir. bu, rakibi hazırlıksız yakalamak ve öldürücü darbeyi vurmak için şaşmaz bir şekilde uygun ortamı yaratır.
• yazarken taklite ve tekrara düşmemek için harcadığım efor, beni yorsa ve yavaşlatsa da aldığım hazzı kat be kat arttırıyor. “özgürlük” denilen bu olsa gerek.
• günümüz uygarlığının en sıkıcı ve stresli yönü, sürekli ilerlemek zorunda olmak ve hissetmektir. beynimizde sürekli bir uğultu ile huzur ve dinginlik anlarına bile sahip olmadan hep çabalamak, çabalamak ve çabalamak… eski çağların “basit”liğine can kurban.
• insanları değiştirmeye uğraşma. tüm iyi niyetine rağmen sadece yeni düşmanlar edinirsin.
• beynini kompartmanlara bölerek birçok işle aynı anda uğraşma çünkü bu, hepsinde birden başarısızlığın anahtarıdır.
• beynine ve bedenine yaptığın en büyük kötülük, onları negatif düşüncelerle, umutsuz yaklaşımlarla ve gereksiz eylemlerle hor kullanmaktır.
• odaklan, göreceksin ki herşey çok daha kolay gerçekleşecek.
• hiçbir şey bilmeyip herşeyi bilen gözüken onlarca yığın arasında herşeyi bilip hiçbir şeyi bilmeyen gözükekalmak, o kadar moral bozucu ki! çünkü, sen de bilirsin ki aptallık kanıtlanamaz.
• tanrı’nın biricik ve yegane ispatı, “dua”dır. her duanıza sonuç almıyor musunuz? alıyorsunuz. daha niye inanmak istemezsiniz ki?
• yağmurlu bir günde gökyüzüne bakarken hüzün çöker üstümüze. küçüklüğümüzü, faniliğimizi, hayatın o naif güzelliğini hepsini birarada duyumsar ve o kirli giysiyi üzerimizden atmak isteriz. keşke hepimiz o yağmurun altında yürüsek, iliklerimize kadar ıslansak belki o zaman yepyeni bir kapı belirir önümüzde.
• yazgı, biz ilerlerken başımıza gelenleri toplayan bir paratonerdir. biz, ona yazgı deriz çünkü sahip olamadığımızı hissederiz ki, aslında öyle değildir.
• ruhumuzu şirketlere kiraladık
kiracı değişiyor, ama karanlık değişmiyor
ödünç hayatlar yaşıyoruz ömür boyu
utanmadan, sıkılmadan, gocunmadan
çizemiyoruz kendi yolumuzu
sırat köprüsünde tek ayak
tüketiyoruz o güzelim ömrümüzü…
• dünyanın bütün parasına değişilmeyecek hoşluklar içerir yaşam. o kadar çoğuna dokunmadan yaşıyoruz ki bizim payımızı kim harcıyor diye merak ediyorum doğrusu.
• eski çağların ilkelliğini, bugünün teknolojisine milyon kere tercih ederim.
• biz türkler, kadim kavmin ince ruhlu çocuklarıydık.
şimdi göçebe dünyanın vandal spermleri gibiyiz.
• varlığında boğulmaktansa, yokluğunda demlenirim.
• tanrının varlığı, yokluğunda düştüğümüz halde saklıdır. o halde gerçek soru şudur: dayanılmaz yokluk, varlığı mı doğurur yoksa varlığın hissedilmemesi, yokluğa mı düşürür?
• ipleri kimsenin eline verme, karının ve ailenin bile. sadece dinle, çoğuna “hayır” de, azını kabullen ve kendi görüşünmüş gibi uygula.
• zalimliği gördüğünde hemen tanı ve bil ama sakın ruhuna yansıtma.
• erkekliğin görsel anlamda silah olarak kullanılabileceği tek meslek, mankenlik iken kadınlık her meslekte fazlasıyla kullanım alanı bulur:) kim inanır bayanların iş bulmasının daha zor olduğuna? tabiki bayanlara göre bunu da isteyen erkekler:) ne de olsa kadınlar, kendi istekleriyle köledir ve her yaptıkları, erkeklerin isteği doğrultusundadir!
• bakire bir kız bekleme süresi arttıkça malın değerinin artacağına inanır. kapitalist düzende alıcısı olmayan bir tavırdır bu, günümüzde her ticaret erbabı sürümden kazanmaya çalışır:) bekleyen mal ne yazık ki bozulur, çürür; bu da bünyenin bozulmasına yol açar. bakirelerin ruhsal açıdan sıkıntılı olmalarının sebebi bu olsa gerek.
• bana en büyük azap, yapabileceğimi bildiğim halde herhangi bir nedenle yapmayı başaramadığım şeylerin aklıma gelmesidir.
• hayatı planlayanlar, hayatın sıkı çiftesine hazır olsunlar. bilmelisiniz ki, evren kaos sever. bu kaosun içinde bir kelebek mi, bir kartal mı yoksa bir fani mi olacağın ise kaderindir.

Çok yönlü bir dahi: Leonardo da Vinci

Etiketler

, , ,

Ressam, heykeltıraş, müzisyen, mühendis, mucit, anatomist, botanikçi… Kısaca Rönesans’ın her şeyiydi.

Leonardo da Vinci, 67 yıllık hayatına kusursuz eserler sığdırdı. Yaratıcı ruhu ve bilimsel bakışı ile dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından biriydi.

2 Mayıs 1519’da Fransa’da vefat ettiğinde, geride pek çok eser ve çözülmeyi bekleyen sırlar bıraktı.

Karışık aile ilişkileri ile başlayan hayat

karisik-aile-yapisi-leonardo-da-vinci
Leonardo, genç noter Piero ve çiftçi kızı Caterina’nın evlilik dışı çocuğu olarak 14 Nisan 1452’de Vinci kasabasında doğdu. Annesi Caterina’nın, babası Piero’ya ait Ortadoğulu bir köle olduğu rivayet edildi. Babası Leonardo’nun doğduğu yıl, başka bir kadınla evlenince, ona beş yaşına kadar annesi baktı. Daha sonra Caterina komşu kasabadan biriyle evlenince büyükbabasının yanında yetişti. Babasının ilk eşinden çocuğu olmadığı için aileye kabul edilmişti.

 

Verrocchio’nun atölyesine kabul

verrocchionun_atolyesine-kabul-leonardo-da-vinci
14 yaşına kadar Vinci’de yaşayan Leonardo, büyükanne ve büyükbabası peş peşe ölünce 1466’da babası ile Floransa’ya gitti. Evlilik dışı çocukların üniversiteye gitmesi yasak olduğu için üniversite eğitimi alamadı. Küçük yaştan itibaren çok güzel çizimler yapan Leonardo’nun resimlerini babası, dönemin ünlü ressam ve heykeltıraşı Andrea del Verrocchio’ya gösterince, Verrochio onu çırak olarak yanına aldı.

Genç çırak Leonardo

genc_cirak_leonardo-leonardo-da-vinci
Andrea del Verroccio’nun atölyesinde Botticelli, Perugino, Lorenzo di Credi, Botticini ve Biagio d’Antonio ile birlikte kapsamlı bir sanat eğitimi gördü. Leonardo, 1469-1476 yıllarında Verrocchio’nun yanında çizim, mimari ve heykelin yanı sıra optik, botanik ve müzik alanlarında da temel bilgiler edindi. Leonardo, ünlü Arno Manzarası ve Müneccim Kralların Tapınması’nı bu dönemde yaptı. Ama Veroccio’nun İsa’nın Vaftiz Edilmesi tablosundaki meleklerden birine yaptığı rötuş onun ünlenmesini sağladı.

Okumaya devam et

En iyi youtube kanalları

Etiketler

, , ,

Youtube’dan listeyi aktarmayı bulamadım. Linkli olarak koymak isterdim ama tek tek uğraşamadım, kusura bakmayın. Youtube’dan dışarı aktarmayı bilen varsa ltf bana yazsın!

127 kanaldan oluşan bir liste. Uzun ve detaylı listeleri elden geçirme sonucunda oluşturduğum youtube abonelikler (kanallar) listemi sizlerle paylaşıyorum. İzlemesi yıllar sürecek oranda bir data. Çok ilginç ve değişik ve bilgilendirici kanallar var. Keyifle izleyin:))

ABONELİKLER

İçindeki Sen

Coşkun Aral Anlatıyor

DUST

Mikro İfadeler

Paint Terk

Parfüm Yorumları by Burak Sönmez

Metal Altyazı

Shockvoice

Yakışıklı Yemekler

Engin Deniz Videoları

Denizin Ötesindeki Sesler

serpentza

iyi hissetmek

Yes Theory

Relax Chillout Music

Cep Hikayeleri

Donut Media

Okumaya devam et

Tekrardan hoşbulduk:))

Etiketler

, ,

Evet sevgili takipçilerim ve okuyucularım;

Son gönderimi 05 Kasım 2016 tarihinde göndermiştim. 2013’ün Şubat’ında başladığım blog maceramda çok yoğun paylaşımlı günlerden sonra 2015’in ortalarından itibaren azalan sıklıkla gelişen maceram Kasım 2016’da bitmişti. Doğrusu konuları tükettiğimi ve yazacak yeni bir şey bulamadığımı düşünmüştüm. Aradan geçen yaklaşık 3 yılda tazelendim ve yeni maceralar için aranıza döndüm.

Bu günden sonra yeni ve ilginç gönderilerle daha sık aranızda olacağım. Desteklerinizi, yorumlarınızı ve like’larınızı esirgemeyin canlar. Özellikle yorumlarınızı ve iletişim formundan mesajlarınızı merakla bekliyorum. Kategorileri de incelemenizi, siteye geldiğinizde tek sayfa ziyaretiyle kalmamınızı temenni ederim. Özellikle sinema, hayatın içinden ve seyahat kategorilerinden mutlu kalacağınıza eminim.

Sizinle bazı istatistikler de paylaşayım:

Bu tam 400. gönderim. Ne tesadüf di mi:) 399 post, 880.000 görüntülenme ve 667.000 ziyaretçi almışız geçen sürede. En popüler gün perşembe ve en popüler saat gece 10. 33 wordpress takipçim ve 46 e-mail takipçim var (çok az, çok az, yüklenin!!) Günlük (!) görüntülenme sayısı Haziran 2014’de 1.1k ile en yüksek noktasında iken 2016’ın sonuna kadar 500-600 civarlarındaydı. Haziran 2019 itibariyle 50’dir.

Evet, lafı çok uzattım. Tekrardan hoşbulduk:) Güzel günler paylaşmamız dileğiyle hepinize sevgiler!

 

 

 

Şiirim: Bir gün daha

Etiketler

, , ,

Bütün düşmanlıklara inat

Bir gün daha yaşayacağım

Geceden geçip güneşi doğuracağım

Bir müzikle yatıp

Bir şiir ile uyanacağım

Bir kadının gözlerinde ışık

Bir çocugun ellerinde sevgi

Bir babanın desteği

Bir annenin şefkati olacağım

Zehrimi içime akıtarak

Kuyrukluyıldız gibi yanarak

Biteceğim, ki o bitiş en büyük başlangıç

Kollarında öldüğümde

Bileceksin ki kelebeğin ömrü bir gündür

Ve bir gün daha,

Yeni bir ömürdür..

Tavsiyelerimi dinleme oğlum!

Etiketler

Küçük oğlum Ali

Neynep’e mektubumun sonunda sana da bir şeyler yazacağımı söyleyeli 4 sene olmuş. Hayat işte böyle rüzgarda savrulan yaprak gibi geçiyor oğlum. Bu koşuşturmacada en zor mesele ise neyin gerçekten önemli olduğunu bulmak. Bulsan da yetmiyor üstelik; ona hak ettiği zamanı ayırabilmelisin. Benim sizden daha önemli bir şeyim yok. Ama zamandan yana bendeki hakkınızı çalan da bitmeyen işlerimdir Aliciğim. Affet (ama her özrümü de hemen kabul etme. Çünkü insanoğlu bahane üretme konusunda kainattaki en başarılı varlıktır).

Ben hayatı çok dolu yaşadım, çok olay ve insan görüp – geçirdim. Hepsini süzüp sana tavsiyeler vermek; saatlerce, günlerce anılarımı anlatmak isterdim. Ama elimden geldiğince yapmayacağım.

Hatta tavsiye için tek bir hakkım olsa hiçbir tavsiyeye kulak asmamanı salık verirdim.

ali-01

Yaşamın kendisi en büyük çelişkidir Aliciğim. İnsan düşündükçe kahrolur. Çoğu zaman kendini hayatın akışına bırakıp yuvarlanmak daha kolay ve emniyetli gelecektir. Ama bu sana verilen akla ihanettir oğlum. Canın acıyana kadar düşünmediğin her gün ömründen kayıp gitmiş bir yıldızdır.

Hayatı o sonu gelmez sorularındaki tarz ile sorgulayarak keşfet. Merak edene kaynak da bol, cevap da. Hazıra sakın alışma yavrum. Hazıra konmayı bekleyenler başkalarının keyif ve lütfunun esiri olur; kendine layık görünenle avunur. Sen kimseye muhtaç kalma. Kendi yolunu çiz ve gönlünce ilerleMerak insana verilmiş en büyük hediyedir. Bitmek bilmeyen bir iştahla her şeyi merak etmeye devam et. Ölüm, merakını kaybettiğin gün başlar. Hayat yaşamasını isteyene ve bilene cömerttir. Kendini hiçbir güzellikten mahrum bırakma.

Doğduğunda sahip olduklarını gözün kapalı sahiplenme. Dilin, ülken, şehrin, evin, ailen ve bunun gibi içine doğduğun pek çok şey biyolojik piyangoda (kader de diyebilirsin) sana vuran ikramiyedir. Çoğu insan ailesinin, çevresinin dinini, siyasi görüşünü, futbol takımını benimsemeyi görev bilir. Sen öyle olma oğlum. Hayata gözlerini Pakistan’da topraktan bir evde ya da Danimarka’nın önde gelen ailelerinden birinde açmış da olabilirdin. Gurur duyacakların kendi özgür iradenle seçtiklerin olsun. Kendini birilerine ya da bir yere ait olmak; yaranmak zorunda hissetme. O yükselme değil; alçalma yarışıdır. Tek başına kafi ve tamsın. Bunu unutman için çok çabalayacaklar. Kazanmalarına izin verme. Kendini akıntıya bırakma sakın.

IMG_2584

İnsanoğlu kibirlidir ve hak etmediği ölçüde ciddiye alınmayı, saygı duyulmayı bekler. Ama takdir görmeyi gerçekten hak edenlerin yüzüne bile bakılmaz oğlum. Tek maaşla dört çocuğunu okutup adam eden mutlu ailelerin ne belgeselini gördüm ne de heykelini. İnsanın en cimri davranıp en aptalca dağıttığı duygular sevgi ve saygıdır Aliciğim. Oysa sahip olduğumuz pek çok şeyin aksine duyguların sonu yoktur ve içimizde kaldıkça bizi zehirlerler. Her insanın saygı duyulacak bir yanı vardır; sen esirgeyenlerden olma oğlum.

İnsanoğlu riyakardır Ali. Söylediğiyle yaptığı, sorduğuyla beklediği birbirini nadiren tutar. Etrafında dürüstlükten, doğruluktan, ahlaktan, namustan dem vuranlar eksik olmayacak (bir insanın dilinde en çok ne yer etmişse ondan yoksundur; bunu zamanla öğreneceksin). Namustan bahsedip namussuzlara, ahlaktan bahsedip ahlaksızlara secde eden, kapısında el açan o erdem simsarlarını görünce şaşıracaksın. Şaşırmayı sakın bırakma oğlum. Bıraktığın gün onlara dönüşürsün.

Para insanın turnusoludur Ali. Azı da çoğu da gerçek yüzleri ortaya çıkarır.Paranın esiri değil; sahibi ol gülüm benim. Zannedilenin aksine insanlar diğerlerinin sahip olduğu servete değil; onu harcama şekline gıpta eder. Bu yüzden aynı miktarda varlığa sahip olsa da kimilerine ‘zengin’ kimilerine ‘öküz’ ya da ‘görmemiş’ derler. Sen olacaksan zenginlerden ol oğlum. Kızgın milin ucundan kıçına damgayı yedi mi istese de ayrılamaz sürüsünden öküzler.

Ve inanması zor gelse de para sanıldığı kadar da önemli değildir benim güzel oğlum. Bir seviyeden sonra da anlamsızlaşır. İnsanın yiyip-içebileceği; gezip-görebileceği şeyler sınırlıdır. Oysa keyfin zirvesinde parayla asla alınamayacak şeyler gezinir. Nobel Ödülü’nü düşün mesela. İsveç’te parlak, görkemli bir sarayda dünyanın en seçkin insanlarının alkışları arasında Kral’ın elinden alınan bir madalyayı parayla satın alabilir misin? O gurur ve mutluluğa hangi servetle ulaşabilirsin? Ömrünün en güzel yıllarını kan-ter içinde antremanlarda tüketen bir sporcunun kupayı kaldırdığı an gözünde belirten ışıltıdan daha büyük bir kazanç var mıdır? Hayatı boyunca abisi dışında kimseye tek bir tablo satamadan sefalet içinde ölen Van Gogh’un tabloları bugün milyonlar ediyor. Ama Van Gogh boşa bir hayat yaşamadı oğlum. Sürüden kopup birkaç adım gerilersen büyük resmi görmen kolaylaşır.

IMG_2933

“Uyanık ol!” diye bir laf var Aliciğim. Söze böyle başlayınca evladına öğrettiğin her tür namussuzluk, ilkesizlik ve günah damla sakızı gibi bembeyaz oluyor. Sana çakallık mı öğreteyim benim saf oğlum Ali? Hak yemeyi, yalanı, gıybeti, sahtekarlığı, fetbazlığı, uyanıklığı öğrendiğin adama baba diye bakabilir misin? Benden sana başka türlü şeyler hatıra kalsın isterim.

Hepsi bir yana; ‘varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?‘.

Merakını ve saygını asla kaybetme. Her ne olursa olsun işine aşkla sarıl ve ÇOK çalış. Hayat sandığından daha uzun ve umduğundan daha kısa. Neyin ne zaman, nereden, kimden geleceğini bilemiyorsun. Umudunu koru.

Başkaları için yaşama oğlum. Hele bizler için asla. Sen benim koca kafalı, saf, temiz yavrumsun. Canımın yarısı, bedenimin suretisin. Ve hep öyle kalacaksın. Ne yaparsan yap, kim olursan ol, ne düşünürsen düşün, neye dönüşürsen dönüş sana olan sevgim hiç azalmayacak. Aynen kızkardeşin gibi seni hep o yumuk ellerini öptüğüm, canını acıtma tedirginliğiyle sıkı sıkı sarıldığım, boynunun kokusunu içime çektiğim anlarla hatırlayacağım.

IMG_2613

Tavsiyeleri boşvermeni tavsiye ederken bile nerelere gelmişiz bak. Bunlar kulağına hoş gelebilir ama sen yine de bildiğin gibi yap. Unutma ki her erkek evlat babasının yarım kalan hikayesidir.

Canım oğlum Ali; seni çok seviyorum ve her zaman seveceğim.

KAYNAK: https://www.mserdark.com/kucuk-oglum-ali/

Anket şirketleri

Etiketler

,

artık bu anket mevzularında toplumca uzman hale geldik. hangi anketçi kime yakındır, hangi ankette nasıl manipülasyon yapılır hepimiz gayet iyi bilmekteyiz.

buna göre mak danışmanlık‘ın yaptığı anketlerde; ak parti en az 3 puan fazla gösterilir. bu anket şirketi genelde hdp ve ak parti oylarında oynama yapar.

sonar kimi zaman chp ye, kimi zaman mhp ye, kimi zaman ak parti’ye yakındır. bu dönem mhp’ye daha yakın olduğu için mhp oylarını 2 puan civarında fazla gösterir.

genar ak parti’ye yakındır. buna göre ak parti oylarını fazla gösterir. konjonkturel olarak kimden oy kırpması gerekiyorsa, ondan kırpıp ak parti’ye ekler. 2011 de mhp’den, 2015’de hdp’den kırpıp ak parti’ye eklemiştir. fakat genar chp oylarını en iyi bilen partidir, bu zamana kadar chp oylarında fazla yanıldıklarını görmedim.
`
andy-ar bana göre en güvenilir araştırma şirketidir. başkanı faruk acar önceleri ak parti’ye yakın bir çizgideyken daha sonraları tarafsız bir kimliğe bürünmüştür.

metropollun sahibi özer sancar ak parti karşıtıdır. önceki seçimlerde ak parti oylarını mümkün olduğu kadar düşük göstermekteydi. genelde mhp ve chp oylarını 2 puan civarında yüksek gösterir. şu sıralar yaptığı anketler gerçeğe yakın görünmektedir.

gezici araştırma chp’ye yakındır. ak parti oylarını yıllardan beri 40 civarında gösterir, dedikleri seviyeye 5 6 senede anca geldi bu oylar. gezici chp’yi 3-4 puan yüksek gösterir.bu günlerde yaptığı anketler gerçeğe yakın noktadadır.

adil gür yıllardan beri anket yapmaz, mevcut anketler üzerinden siyasi çıkarım ve eleştiri yapar. adil gür’ün en büyük başarısı geçen seçimlerde hdp’nin baraj sorununun olmadığını hatta 12-13 lerde oy alacağını söylemesidir.

Olağanüstü şartlara geçiş yapmalıyız!

Etiketler

,

LEVENT GÜLTEKİN

Ülkemiz bir kişinin hırsı yüzünden adım adım felakete sürükleniyor.

Önce toplumsal değerleri yerle bir ettiler. Sonra kurumları birer birer işlevsiz hale getirdiler. En sonunda yasa, kanun, teamül… hepsini hiçe sayıp çıkarlarına uyan her şeyi  bize kural olarak dayatmaya başladılar.

Sözümüzü seçimde söyler, gidişatı durdururuz diye sandığa gittik. Fakat öyle kurnaz, öyle utanmaz, öyle gözü dönmüş bir halde hareket ediyorlar ki ağzımız açık izlemekten başka birşey yapamıyoruz.

İstiyorlar ki halk kaostan bıkıp onlara dönsün

70 gündür iktidarı bırakmamak için akıl almaz işler yapıyorlar. Adeta sandığı boşa çıkardılar. Seçimi işlevsiz hale getirdiler. Ne hükumet kuruyorlar ne de kurulmasının önünü açıyorlar.

Bir taraftan ülkeyi oyalarken, diğer taraftan da PKK’nın desteğiyle kaosu yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. İstiyorlar ki halk kaostan, ölümden bıkıp tekrar onlara dönsün.

Bu tutumlarını ne kadar daha devam ettireceklerini de bilmiyoruz. Çünkü onların insafına kalmışız.

İlk günden erken seçim istedikleri belliydi. Çocuklarımız ölürken, onlar şartların lehlerine dönmesini bekliyorlar.

Ve son olarak Erdoğan  “Beğenseniz de beğenmeseniz de bu böyle”diyerek seçimle elde edemediği başkanlığı sivil darbeyle ele geçirmeye çalışıyor.

Böyle devam edemeyiz

Ne yazık ki olup biteni hepimiz çaresizce izliyoruz. Ülke adeta gözlerimizin önünde çöküyor ve hiçbirimiz bir şey yapamıyoruz.

Böyle devam edemeyiz. Yazarak, konuşarak, itiraz ederek bu gidişi durduramayız.

Amacı için kuralı-kanunu, anayasayı, teamülü hiçe sayan, her yolu mubah görüp hedefe yürüyen birini sözle, yazıyla durduramayız.

Evimizi soymaya gelen hırsıza, “Yapma Allah aşkına hırsızlık çok ayıp ve büyük suç” diyerek o hırsızı durduramayız.

Çocuklarımızı öldüren, evimizi başımıza yıkmaya çalışan birine vicdan hatırlatarak, ondan merhamet dilenerek, veyahut hakaret ederek amacından vazgeçiremeyiz.

Hiçbir kanun, yasa tanımayan bir mafya babasına kanundan bahsedip bize adaletli davranmasını bekleyemeyiz.

Aynen bu örneklerde olduğu gibi şimdi ülkemizi yangın yerine çeviren, kendi ikbalinden başka hiçbir şeyi dert etmeyen birini sözle durdurmaya çalışıyoruz.

Yazdık, konuştuk, en ağdalı cümlelerle en büyük sözleri ettik. Ama hız kesmeden bataklığa gidişimizi durduramıyoruz.

Üstelik sadece yazarak, konuşarak itiraz etmek, işlenen tüm bu suçların konuşulabilir olduğu algısı yaratmaktan başka hiç birşeye yaramıyor.

Bu kadar korkak, çaresiz, ruhsuz bir hayat süremeyiz

Yeni bir yol, yeni bir politika, yeni bir tavır belirlememiz gerek. Bu kadar korkak, bu kadar çaresiz, bu kadar ruhsuz bir hayat süremeyiz.

Evimizin, yuvamızın başımıza yıkılmasını, çocuklarımızın birer birer elimizden alınmasını çaresizce izleyen bir toplum olamayız.

Paramızı çalan adama hak ettiği cevabı vermediğimiz için şimdi çocuklarımız öldürülüyor. Çocuklarımız öldüğünde bunu engelleyecek bir şey yapmadığımız için şimdi bütün hayatımızı elimizden almaya çalışıyor.

Ülke nefes alamayacağımız, ağız tadıyla yaşayamayacağımız bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Bunu kabul edip sineye çekemeyiz.

Burası Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, Müslüman’ıyla, gayrimüslimiyle hepimizin ülkesi. Gidecek başka yerimiz yok.

Ülke elden giderken oturup izleyecek miyiz? Bize hayatı zehir edenlerin merhamete gelmesini mi bekleyeceğiz?

Bu kadar mı çaresiziz? Bu kadar mı akılsızız? Bu kadar mı korkak ruhlu insanlardan oluşuyor bu ülke?

Gözü dönmüş bir avuç insan 75 milyonun geleceğini çalıyor, hayatını karartıyor. Bunu engelleyecek bir aklımız yok mu?

Demokrasilerde tek yol sandık değildir

Bir şey yapmak gerek. Yazarak, konuşarak, en ağdalı cümlelerle itiraz ederek bu gidişatı durduramayız. Durduramadığımızı gördük.

Demokrasilerde tek yol sandık değildir. Kaldı ki sandığın da işlevini öldürdüler.

Demokratik terbiyeyle, barışçı, dostça, arkadaşça kimseyi ötekileştirmeden, kimseye hakaret etmeden ideolojileri bir tarafa bırakarak, “Bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyorum, başka amacım yok” diyen herkesle el ele vererek bu gidişe dur demenin bir yolunu bulmalıyız.

Kırmadan, dökmeden tam da kaostan beslenenlerin ekmeğine yağ sürmeden çöküşe gidişi durdurmak için daha fazla şeyler yapmamız gerek.

Zalimler karşısında merhamet dileyen, ağlayan, sızlayan, yalvaran ve bundan da sonuç almayı uman bir toplum olarak hayatımızı sürdüremeyiz.

Üzerimize çökmüş bu çaresizlik duygusuyla ve bunun yarattığı utançla yaşayamayız.

AK Partililer de Erdoğan’ın elinde rehin. Buna göre bir dil ve politika belirlemeliyiz.

Hayatımızı yeniden kurgulamalıyız

“Peki ne yapmalıyız?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Gerçekten bilmiyorum.

“Hepimiz, bu ülke benim. Ben varım” diyerek barış çağrısıyla çatışmadan beslenenlerin ruhuna korku salacak bir yol bulmalıyız.

Ama önce konforumuzu bozup kendi zihnimizde, hayatımızda olağanüstü şartlara geçiş yapmalıyız. Hayatımızı bu yeni duruma göre yeniden kurgulamalıyız.

Yazmak, konuşmak, oy kullanmak dışındaki demokratik seçeneklere kafa yormalıyız. İşadamıyla, medyasıyla, siyasetçisiyle, sivil toplum örgütleriyle bir araya gelip bu gidişatı durduracak bir yol aramalıyız.

Korkunun ecele faydası yok

Korkarak, alttan alarak, zamana yayarak başımıza geleceklerden kurtulamayız. Korkunun ecele faydası yok. Bunu hepimiz biliyoruz.

Eğer Erdoğan kafasındaki sivil darbeyi gerçekleştirmek için tüm bu oyunlara devam ederse ki edecek, ortada ne ülke kalacak ne de siyaset. ‘Ya kaos ya da Erdoğan’ın tek adamlığı’ politikası sürdürülmeye devam edilirse korkarım sandık kurulamaz bir aşamaya geleceğiz. O zaman zaten iş işten geçmiş olacak.

Muhalefet partileri yanlış yapmadıklarında mutlu oluyoruz. Halbuki onlardan bu gidişatı durduracak bir strateji bekliyoruz. Ama ne yazık ki yapamıyorlar. Onları da zorlayacak, ülkesini seven herkesi işin içine katacak bir tavır belirlememiz gerek.

“Kötüler tahammül edildikçe azar”

Soma’da o acılı vatandaşa atılan tokat esasında hepimizin onuruna atılmış bir tokattı. Eğer onu kabul etmeyip o tokadı atana ağzının payını verebilseydik bugün bunları yaşamıyor olacaktık.

Sadi’nin güzel bir sözü var: “Kötüler tahammül edildikçe azar.”

Silahtan başka hiçbir yol bilmeyen PKK’ya da, ülkemizi, geleceğimizi, hayatımızı elimizden almaya çalışan Erdoğan’a da dur demenin bir yolunu bulmamız gerek.

Seyirci kalamayız

Korkması gerekenin barış isteyenler değil, çatışmadan beslenenler olduğunu göstermemiz gerek.

İnsanlarımız ölüyor, yuvamız dağılıyor. Seyirci kalamayız.

Ya haysiyetli bir tavır takınıp bir çıkış bulacağız, ya da korkak, çaresiz, sefil bir şekilde yaşayıp can verip gideceğiz.

KAYNAK: http://www.diken.com.tr/ulkemizi-yakiyorlar-seyirci-kalamayiz/