Şiirim: Bir gün daha

Etiketler

, , ,

Bütün düşmanlıklara inat

Bir gün daha yaşayacağım

Geceden geçip güneşi doğuracağım

Bir müzikle yatıp

Bir şiir ile uyanacağım

Bir kadının gözlerinde ışık

Bir çocugun ellerinde sevgi

Bir babanın desteği

Bir annenin şefkati olacağım

Zehrimi içime akıtarak

Kuyrukluyıldız gibi yanarak

Biteceğim, ki o bitiş en büyük başlangıç

Kollarında öldüğümde

Bileceksin ki kelebeğin ömrü bir gündür

Ve bir gün daha,

Yeni bir ömürdür..

Tavsiyelerimi dinleme oğlum!

Etiketler

Küçük oğlum Ali

Neynep’e mektubumun sonunda sana da bir şeyler yazacağımı söyleyeli 4 sene olmuş. Hayat işte böyle rüzgarda savrulan yaprak gibi geçiyor oğlum. Bu koşuşturmacada en zor mesele ise neyin gerçekten önemli olduğunu bulmak. Bulsan da yetmiyor üstelik; ona hak ettiği zamanı ayırabilmelisin. Benim sizden daha önemli bir şeyim yok. Ama zamandan yana bendeki hakkınızı çalan da bitmeyen işlerimdir Aliciğim. Affet (ama her özrümü de hemen kabul etme. Çünkü insanoğlu bahane üretme konusunda kainattaki en başarılı varlıktır).

Ben hayatı çok dolu yaşadım, çok olay ve insan görüp – geçirdim. Hepsini süzüp sana tavsiyeler vermek; saatlerce, günlerce anılarımı anlatmak isterdim. Ama elimden geldiğince yapmayacağım.

Hatta tavsiye için tek bir hakkım olsa hiçbir tavsiyeye kulak asmamanı salık verirdim.

ali-01

Yaşamın kendisi en büyük çelişkidir Aliciğim. İnsan düşündükçe kahrolur. Çoğu zaman kendini hayatın akışına bırakıp yuvarlanmak daha kolay ve emniyetli gelecektir. Ama bu sana verilen akla ihanettir oğlum. Canın acıyana kadar düşünmediğin her gün ömründen kayıp gitmiş bir yıldızdır.

Hayatı o sonu gelmez sorularındaki tarz ile sorgulayarak keşfet. Merak edene kaynak da bol, cevap da. Hazıra sakın alışma yavrum. Hazıra konmayı bekleyenler başkalarının keyif ve lütfunun esiri olur; kendine layık görünenle avunur. Sen kimseye muhtaç kalma. Kendi yolunu çiz ve gönlünce ilerleMerak insana verilmiş en büyük hediyedir. Bitmek bilmeyen bir iştahla her şeyi merak etmeye devam et. Ölüm, merakını kaybettiğin gün başlar. Hayat yaşamasını isteyene ve bilene cömerttir. Kendini hiçbir güzellikten mahrum bırakma.

Doğduğunda sahip olduklarını gözün kapalı sahiplenme. Dilin, ülken, şehrin, evin, ailen ve bunun gibi içine doğduğun pek çok şey biyolojik piyangoda (kader de diyebilirsin) sana vuran ikramiyedir. Çoğu insan ailesinin, çevresinin dinini, siyasi görüşünü, futbol takımını benimsemeyi görev bilir. Sen öyle olma oğlum. Hayata gözlerini Pakistan’da topraktan bir evde ya da Danimarka’nın önde gelen ailelerinden birinde açmış da olabilirdin. Gurur duyacakların kendi özgür iradenle seçtiklerin olsun. Kendini birilerine ya da bir yere ait olmak; yaranmak zorunda hissetme. O yükselme değil; alçalma yarışıdır. Tek başına kafi ve tamsın. Bunu unutman için çok çabalayacaklar. Kazanmalarına izin verme. Kendini akıntıya bırakma sakın.

IMG_2584

İnsanoğlu kibirlidir ve hak etmediği ölçüde ciddiye alınmayı, saygı duyulmayı bekler. Ama takdir görmeyi gerçekten hak edenlerin yüzüne bile bakılmaz oğlum. Tek maaşla dört çocuğunu okutup adam eden mutlu ailelerin ne belgeselini gördüm ne de heykelini. İnsanın en cimri davranıp en aptalca dağıttığı duygular sevgi ve saygıdır Aliciğim. Oysa sahip olduğumuz pek çok şeyin aksine duyguların sonu yoktur ve içimizde kaldıkça bizi zehirlerler. Her insanın saygı duyulacak bir yanı vardır; sen esirgeyenlerden olma oğlum.

İnsanoğlu riyakardır Ali. Söylediğiyle yaptığı, sorduğuyla beklediği birbirini nadiren tutar. Etrafında dürüstlükten, doğruluktan, ahlaktan, namustan dem vuranlar eksik olmayacak (bir insanın dilinde en çok ne yer etmişse ondan yoksundur; bunu zamanla öğreneceksin). Namustan bahsedip namussuzlara, ahlaktan bahsedip ahlaksızlara secde eden, kapısında el açan o erdem simsarlarını görünce şaşıracaksın. Şaşırmayı sakın bırakma oğlum. Bıraktığın gün onlara dönüşürsün.

Para insanın turnusoludur Ali. Azı da çoğu da gerçek yüzleri ortaya çıkarır.Paranın esiri değil; sahibi ol gülüm benim. Zannedilenin aksine insanlar diğerlerinin sahip olduğu servete değil; onu harcama şekline gıpta eder. Bu yüzden aynı miktarda varlığa sahip olsa da kimilerine ‘zengin’ kimilerine ‘öküz’ ya da ‘görmemiş’ derler. Sen olacaksan zenginlerden ol oğlum. Kızgın milin ucundan kıçına damgayı yedi mi istese de ayrılamaz sürüsünden öküzler.

Ve inanması zor gelse de para sanıldığı kadar da önemli değildir benim güzel oğlum. Bir seviyeden sonra da anlamsızlaşır. İnsanın yiyip-içebileceği; gezip-görebileceği şeyler sınırlıdır. Oysa keyfin zirvesinde parayla asla alınamayacak şeyler gezinir. Nobel Ödülü’nü düşün mesela. İsveç’te parlak, görkemli bir sarayda dünyanın en seçkin insanlarının alkışları arasında Kral’ın elinden alınan bir madalyayı parayla satın alabilir misin? O gurur ve mutluluğa hangi servetle ulaşabilirsin? Ömrünün en güzel yıllarını kan-ter içinde antremanlarda tüketen bir sporcunun kupayı kaldırdığı an gözünde belirten ışıltıdan daha büyük bir kazanç var mıdır? Hayatı boyunca abisi dışında kimseye tek bir tablo satamadan sefalet içinde ölen Van Gogh’un tabloları bugün milyonlar ediyor. Ama Van Gogh boşa bir hayat yaşamadı oğlum. Sürüden kopup birkaç adım gerilersen büyük resmi görmen kolaylaşır.

IMG_2933

“Uyanık ol!” diye bir laf var Aliciğim. Söze böyle başlayınca evladına öğrettiğin her tür namussuzluk, ilkesizlik ve günah damla sakızı gibi bembeyaz oluyor. Sana çakallık mı öğreteyim benim saf oğlum Ali? Hak yemeyi, yalanı, gıybeti, sahtekarlığı, fetbazlığı, uyanıklığı öğrendiğin adama baba diye bakabilir misin? Benden sana başka türlü şeyler hatıra kalsın isterim.

Hepsi bir yana; ‘varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?‘.

Merakını ve saygını asla kaybetme. Her ne olursa olsun işine aşkla sarıl ve ÇOK çalış. Hayat sandığından daha uzun ve umduğundan daha kısa. Neyin ne zaman, nereden, kimden geleceğini bilemiyorsun. Umudunu koru.

Başkaları için yaşama oğlum. Hele bizler için asla. Sen benim koca kafalı, saf, temiz yavrumsun. Canımın yarısı, bedenimin suretisin. Ve hep öyle kalacaksın. Ne yaparsan yap, kim olursan ol, ne düşünürsen düşün, neye dönüşürsen dönüş sana olan sevgim hiç azalmayacak. Aynen kızkardeşin gibi seni hep o yumuk ellerini öptüğüm, canını acıtma tedirginliğiyle sıkı sıkı sarıldığım, boynunun kokusunu içime çektiğim anlarla hatırlayacağım.

IMG_2613

Tavsiyeleri boşvermeni tavsiye ederken bile nerelere gelmişiz bak. Bunlar kulağına hoş gelebilir ama sen yine de bildiğin gibi yap. Unutma ki her erkek evlat babasının yarım kalan hikayesidir.

Canım oğlum Ali; seni çok seviyorum ve her zaman seveceğim.

KAYNAK: https://www.mserdark.com/kucuk-oglum-ali/

Anket şirketleri

Etiketler

,

artık bu anket mevzularında toplumca uzman hale geldik. hangi anketçi kime yakındır, hangi ankette nasıl manipülasyon yapılır hepimiz gayet iyi bilmekteyiz.

buna göre mak danışmanlık‘ın yaptığı anketlerde; ak parti en az 3 puan fazla gösterilir. bu anket şirketi genelde hdp ve ak parti oylarında oynama yapar.

sonar kimi zaman chp ye, kimi zaman mhp ye, kimi zaman ak parti’ye yakındır. bu dönem mhp’ye daha yakın olduğu için mhp oylarını 2 puan civarında fazla gösterir.

genar ak parti’ye yakındır. buna göre ak parti oylarını fazla gösterir. konjonkturel olarak kimden oy kırpması gerekiyorsa, ondan kırpıp ak parti’ye ekler. 2011 de mhp’den, 2015’de hdp’den kırpıp ak parti’ye eklemiştir. fakat genar chp oylarını en iyi bilen partidir, bu zamana kadar chp oylarında fazla yanıldıklarını görmedim.
`
andy-ar bana göre en güvenilir araştırma şirketidir. başkanı faruk acar önceleri ak parti’ye yakın bir çizgideyken daha sonraları tarafsız bir kimliğe bürünmüştür.

metropollun sahibi özer sancar ak parti karşıtıdır. önceki seçimlerde ak parti oylarını mümkün olduğu kadar düşük göstermekteydi. genelde mhp ve chp oylarını 2 puan civarında yüksek gösterir. şu sıralar yaptığı anketler gerçeğe yakın görünmektedir.

gezici araştırma chp’ye yakındır. ak parti oylarını yıllardan beri 40 civarında gösterir, dedikleri seviyeye 5 6 senede anca geldi bu oylar. gezici chp’yi 3-4 puan yüksek gösterir.bu günlerde yaptığı anketler gerçeğe yakın noktadadır.

adil gür yıllardan beri anket yapmaz, mevcut anketler üzerinden siyasi çıkarım ve eleştiri yapar. adil gür’ün en büyük başarısı geçen seçimlerde hdp’nin baraj sorununun olmadığını hatta 12-13 lerde oy alacağını söylemesidir.

Olağanüstü şartlara geçiş yapmalıyız!

Etiketler

,

LEVENT GÜLTEKİN

Ülkemiz bir kişinin hırsı yüzünden adım adım felakete sürükleniyor.

Önce toplumsal değerleri yerle bir ettiler. Sonra kurumları birer birer işlevsiz hale getirdiler. En sonunda yasa, kanun, teamül… hepsini hiçe sayıp çıkarlarına uyan her şeyi  bize kural olarak dayatmaya başladılar.

Sözümüzü seçimde söyler, gidişatı durdururuz diye sandığa gittik. Fakat öyle kurnaz, öyle utanmaz, öyle gözü dönmüş bir halde hareket ediyorlar ki ağzımız açık izlemekten başka birşey yapamıyoruz.

İstiyorlar ki halk kaostan bıkıp onlara dönsün

70 gündür iktidarı bırakmamak için akıl almaz işler yapıyorlar. Adeta sandığı boşa çıkardılar. Seçimi işlevsiz hale getirdiler. Ne hükumet kuruyorlar ne de kurulmasının önünü açıyorlar.

Bir taraftan ülkeyi oyalarken, diğer taraftan da PKK’nın desteğiyle kaosu yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. İstiyorlar ki halk kaostan, ölümden bıkıp tekrar onlara dönsün.

Bu tutumlarını ne kadar daha devam ettireceklerini de bilmiyoruz. Çünkü onların insafına kalmışız.

İlk günden erken seçim istedikleri belliydi. Çocuklarımız ölürken, onlar şartların lehlerine dönmesini bekliyorlar.

Ve son olarak Erdoğan  “Beğenseniz de beğenmeseniz de bu böyle”diyerek seçimle elde edemediği başkanlığı sivil darbeyle ele geçirmeye çalışıyor.

Böyle devam edemeyiz

Ne yazık ki olup biteni hepimiz çaresizce izliyoruz. Ülke adeta gözlerimizin önünde çöküyor ve hiçbirimiz bir şey yapamıyoruz.

Böyle devam edemeyiz. Yazarak, konuşarak, itiraz ederek bu gidişi durduramayız.

Amacı için kuralı-kanunu, anayasayı, teamülü hiçe sayan, her yolu mubah görüp hedefe yürüyen birini sözle, yazıyla durduramayız.

Evimizi soymaya gelen hırsıza, “Yapma Allah aşkına hırsızlık çok ayıp ve büyük suç” diyerek o hırsızı durduramayız.

Çocuklarımızı öldüren, evimizi başımıza yıkmaya çalışan birine vicdan hatırlatarak, ondan merhamet dilenerek, veyahut hakaret ederek amacından vazgeçiremeyiz.

Hiçbir kanun, yasa tanımayan bir mafya babasına kanundan bahsedip bize adaletli davranmasını bekleyemeyiz.

Aynen bu örneklerde olduğu gibi şimdi ülkemizi yangın yerine çeviren, kendi ikbalinden başka hiçbir şeyi dert etmeyen birini sözle durdurmaya çalışıyoruz.

Yazdık, konuştuk, en ağdalı cümlelerle en büyük sözleri ettik. Ama hız kesmeden bataklığa gidişimizi durduramıyoruz.

Üstelik sadece yazarak, konuşarak itiraz etmek, işlenen tüm bu suçların konuşulabilir olduğu algısı yaratmaktan başka hiç birşeye yaramıyor.

Bu kadar korkak, çaresiz, ruhsuz bir hayat süremeyiz

Yeni bir yol, yeni bir politika, yeni bir tavır belirlememiz gerek. Bu kadar korkak, bu kadar çaresiz, bu kadar ruhsuz bir hayat süremeyiz.

Evimizin, yuvamızın başımıza yıkılmasını, çocuklarımızın birer birer elimizden alınmasını çaresizce izleyen bir toplum olamayız.

Paramızı çalan adama hak ettiği cevabı vermediğimiz için şimdi çocuklarımız öldürülüyor. Çocuklarımız öldüğünde bunu engelleyecek bir şey yapmadığımız için şimdi bütün hayatımızı elimizden almaya çalışıyor.

Ülke nefes alamayacağımız, ağız tadıyla yaşayamayacağımız bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Bunu kabul edip sineye çekemeyiz.

Burası Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, Müslüman’ıyla, gayrimüslimiyle hepimizin ülkesi. Gidecek başka yerimiz yok.

Ülke elden giderken oturup izleyecek miyiz? Bize hayatı zehir edenlerin merhamete gelmesini mi bekleyeceğiz?

Bu kadar mı çaresiziz? Bu kadar mı akılsızız? Bu kadar mı korkak ruhlu insanlardan oluşuyor bu ülke?

Gözü dönmüş bir avuç insan 75 milyonun geleceğini çalıyor, hayatını karartıyor. Bunu engelleyecek bir aklımız yok mu?

Demokrasilerde tek yol sandık değildir

Bir şey yapmak gerek. Yazarak, konuşarak, en ağdalı cümlelerle itiraz ederek bu gidişatı durduramayız. Durduramadığımızı gördük.

Demokrasilerde tek yol sandık değildir. Kaldı ki sandığın da işlevini öldürdüler.

Demokratik terbiyeyle, barışçı, dostça, arkadaşça kimseyi ötekileştirmeden, kimseye hakaret etmeden ideolojileri bir tarafa bırakarak, “Bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyorum, başka amacım yok” diyen herkesle el ele vererek bu gidişe dur demenin bir yolunu bulmalıyız.

Kırmadan, dökmeden tam da kaostan beslenenlerin ekmeğine yağ sürmeden çöküşe gidişi durdurmak için daha fazla şeyler yapmamız gerek.

Zalimler karşısında merhamet dileyen, ağlayan, sızlayan, yalvaran ve bundan da sonuç almayı uman bir toplum olarak hayatımızı sürdüremeyiz.

Üzerimize çökmüş bu çaresizlik duygusuyla ve bunun yarattığı utançla yaşayamayız.

AK Partililer de Erdoğan’ın elinde rehin. Buna göre bir dil ve politika belirlemeliyiz.

Hayatımızı yeniden kurgulamalıyız

“Peki ne yapmalıyız?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Gerçekten bilmiyorum.

“Hepimiz, bu ülke benim. Ben varım” diyerek barış çağrısıyla çatışmadan beslenenlerin ruhuna korku salacak bir yol bulmalıyız.

Ama önce konforumuzu bozup kendi zihnimizde, hayatımızda olağanüstü şartlara geçiş yapmalıyız. Hayatımızı bu yeni duruma göre yeniden kurgulamalıyız.

Yazmak, konuşmak, oy kullanmak dışındaki demokratik seçeneklere kafa yormalıyız. İşadamıyla, medyasıyla, siyasetçisiyle, sivil toplum örgütleriyle bir araya gelip bu gidişatı durduracak bir yol aramalıyız.

Korkunun ecele faydası yok

Korkarak, alttan alarak, zamana yayarak başımıza geleceklerden kurtulamayız. Korkunun ecele faydası yok. Bunu hepimiz biliyoruz.

Eğer Erdoğan kafasındaki sivil darbeyi gerçekleştirmek için tüm bu oyunlara devam ederse ki edecek, ortada ne ülke kalacak ne de siyaset. ‘Ya kaos ya da Erdoğan’ın tek adamlığı’ politikası sürdürülmeye devam edilirse korkarım sandık kurulamaz bir aşamaya geleceğiz. O zaman zaten iş işten geçmiş olacak.

Muhalefet partileri yanlış yapmadıklarında mutlu oluyoruz. Halbuki onlardan bu gidişatı durduracak bir strateji bekliyoruz. Ama ne yazık ki yapamıyorlar. Onları da zorlayacak, ülkesini seven herkesi işin içine katacak bir tavır belirlememiz gerek.

“Kötüler tahammül edildikçe azar”

Soma’da o acılı vatandaşa atılan tokat esasında hepimizin onuruna atılmış bir tokattı. Eğer onu kabul etmeyip o tokadı atana ağzının payını verebilseydik bugün bunları yaşamıyor olacaktık.

Sadi’nin güzel bir sözü var: “Kötüler tahammül edildikçe azar.”

Silahtan başka hiçbir yol bilmeyen PKK’ya da, ülkemizi, geleceğimizi, hayatımızı elimizden almaya çalışan Erdoğan’a da dur demenin bir yolunu bulmamız gerek.

Seyirci kalamayız

Korkması gerekenin barış isteyenler değil, çatışmadan beslenenler olduğunu göstermemiz gerek.

İnsanlarımız ölüyor, yuvamız dağılıyor. Seyirci kalamayız.

Ya haysiyetli bir tavır takınıp bir çıkış bulacağız, ya da korkak, çaresiz, sefil bir şekilde yaşayıp can verip gideceğiz.

KAYNAK: http://www.diken.com.tr/ulkemizi-yakiyorlar-seyirci-kalamayiz/

Şiir: İSTANBUL

Etiketler

,

Gözü kapalı ölüme gitmek

Hep geri dönülen kadın

İlik, kan, ter, gözyaşı

Hem de sevinç, heyecan, keyif

Kelimeler kifayetsiz

Celladın kurtuluşu

Masumun ölümü

Hiçbir denklem açıklamaz

Hiç kalıba sığmaz

Anonim bir şair

Post-modern bir ressam

Doğa-üstü bir heykeltraş

Tanrının ikinci adı

Kurban olunası

İçinden deniz geçen tek

İki kıtayı kucaklayan yegane

Kurşuna kafayı sokmak

“Seni yeneceğim” diye bağırmak

Sarılayım “boğazına” sevinci

Gündoğumunda erimek

Hepsi bir arada

Tümü yanyana

Bir kelebek gibi kanadını çırpar

15 milyon başına üşürürüz

Rezilliğimizi bile bir ana şefkatiyle taşır

Ve üzerine meleksi bir örtü çeker

Tanrının kutsadığı biz insanlar mı

Yoksa şehirlerin baştacı İstanbul mu

Düşünürüm bazen

Ben düşünürüm

Hayat devam eder

Ölüm de

Ama İstanbul hep yaşar

İnadına yaşar…

Kuran’a göre uzayda yaşam var mı?

Etiketler

, , ,

Kur’an incelendiğinde “göklerde” yani uzayda yaşayan akıllı canlılardan bahsedildiği, birçok ayette görülebilir. Dolayısıyla İslam âlimleri arasında, göklerdeki yaratıkların varlığı konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Üzerinde ittifak edilememiş tek konu, bu yaratıkların kim olduğudur. Ancak ilgili ayetler, bu varlıklar hakkında bizlere çok önemli bilgiler vermektedir. Örnek olarak Rad suresinin 15. Ayetini ele alalım;
“Göktekiler ve yerdekiler, isteyerek veya istemeyerek gölgeleri ile beraber Allah’a secde ederler.” (Rad, 15)
Her ne kadar Türkçe meale yansımamış olsa da, ayetin Arapçasında “göktekilerin” akıllı canlılar olduğu açıkça görülür. Çünkü ayetin Arapça metninde onları (gökte olanları) tanımlamak için مَن فِي السَّمَاوَاتِ yani “men fis semavati” ifadesi kullanılır. Buradaki men zamiri sadece kişileri tanımlamak için kullanılır (aynı zamanda “kim” anlamına gelir). Eğer akıl sahibi olmayan varlıklardan veya cisimlerden bahsetseydi ayette مَا yani “ma” zamiri kullanılırdı çünkü kişi olmayan varlıkları (hayvan, cisim vs.) tanımlamak için kullanılan zamir “ma” zamiridir ama ayette böyle denmiyor (“ma” aynı zamanda “ne” anlamına gelir). -İngilizce bilenler bu dilbilgisi kuralını hemen anlayacaklardır çünkü aynı yapı İngilizcede de vardır. -Ve bunlar cin veya melek de değillerdir çünkü ‘gölge’ ve dolayısıyla da ‘cismani beden’ sahibidirler.
Dolayısıyla göklerde yaşayan akıllı ve cismani bedenleri olan yaratıkların varlığı Rad suresinin 15. ayetiyle sabittir.
“Göktekiler” ifadesi Kur’an’da kişi zamiri kullanılarak defalarca kez geçer.
Birçok gezegende, birçok farklı insan türü yaratılmıştır. Bizim büyük babamız Adem’dir. Başka gezegenlerdekilerin büyük babaları başkadır.
“Uzayda yaşayan canlılar arasında bizden daha gelişmiş uygarlıklar var mıdır?” sorusunu Kur’an’a sorarsak Yâsin suresinin 81. ayeti bize, çok ilginç bir cevap verir ve “biz Adem oğullarını, yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık” der. Yani yaratılmışların en üstünü, biz değiliz. Peki bizden üstün olanlar kimdir? Melekler mi? Hayır, çünkü Şeytan da dâhil bütün melekler, insana secde etmekle emir olundu. Peki, cinler olabilir mi? Elbette ki hayır, Adem yeryüzüne halife olarak gönderildiğinde, yeryüzünde cinler vardı. Biz onlardan üstün olarak buraya geldik. Hatta Kur’an onların, Hz. Süleyman’ın emrine verildiğinden bahseder. Öyleyse Adem oğullarından üstün olan bu yaratıklar kimlerdir? Dünyada böyle birileri olmadığına göre bunlar uzaydadırlar.
Uzaylı ırkların arasında bazıları bizden daha üstün yaratılışlı insan ırklarıdır.
Yâsin suresinin 81. ayeti uzayda hayat barındıran gezegenler hakkında bize fikir verir…
“Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet, O, yaratan ve bilendir.” (Yâsin Suresi, 81. Ayet Meali)

Hesaplaşmadan helalleşme olmaz!

Etiketler

,

Koalisyon pazarlıklarının arttığı bu günlerde birkaç kelam etmek istedim.

AKP diyorki “rövanşist olmayın, kırmızı çizgilerle gelmeyin bize”. Ben bunun kadar saçma birşey duymadım. 13 koca yıl boyunca ülkenin altını üstüne getireceksin, istisnasız her kesimin üstüne gideceksin, hakaret edeceksin, süründüreceksin, yaptığın hukuksuzlukların haddi hesabı olmayacak sonra bir gün bunların hepsi unutulsun, ben değiştim, temiz sayfa açalım diyeceksin. KUSURA BAKMA AMA KENDİNİ İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ OLAN SENSİN. KENDİNİ TEKRARDAN BU HALKA İSPAT ETMEK KONUSUNDA SAMİMİYSEN, BU ÜLKEYE GERÇEKTEN DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK VE BARIŞIN GELMESİ KONUSUNDA BİR KATKININ OLMASINI İSTİYORSAN SEVE SEVE ESNEYECEKSİN, BAŞKALARININ KIRMIZI ÇİZGİLERİNE SAYGI GÖSTERECEKSİN, BİLECEKSİN Kİ SEN KENDİ DAVANLA HESAPLAŞTIKÇA BU HALK HUZURA ERECEK.

Yok ben kendi istikbalimi ve zenginliğimi halkın mutluluğunun önünde tutmaya devam ederim dersen bu halk da bunun cezasını er ya da geç keser.

 

Araç tutması hakkında bilmeniz gerekenler

Etiketler

, ,

Özellikle uzun yollar gözünüzde büyüyor mu? Araba, otobüs ve diğer motorlu taşıtlarda hemen mideniz bulanmaya mı başlıyor? O zaman sizi araç tutuyor olabilir. Araç tutması, keyifli seyahatleri işkence haline getirebilen ve sık rastlanılan bir hastalıktır.

Türkçede araç tutması olarak geçen hastalık İngilizcede aslında “hareket hastalığı” olarak geçer ve bütün hareketli taşıtları kapsar. Bozuk yolda giden bir araba, dalgada sallanan bir gemi, türbülansta titreten bir uçak içinizi fena eder.

Genelde 5 ile 12 yaş arasındaki çocukları, kadınları ve ileri yaştaki bireyleri etkiler. 2 yaşından küçük çocuklarda pek rastlanmaz. Bu rahatsızlık hafifleyip yok olabilir ama aynı seyirde veya artarak da devam edebilir. Tedavi yöntemleri ve önlemler uygulanarak yolculuk kalitesi yükseltilebilir.

Araç Tutmasının Belirtileri

– İyi hissetmeme

– Mide bulantısı

– Kusma

– Baş ağrısı

– Baş dönmesi

Belirtiler hareket kesildikten sonra geçmeye başlar. Aracınızı durdurmak ve temiz havaya çıkmak işe yarayabilir.

Araç Tutmasının Sebepleri

Bu rahatsızlığın sebebi vücudunuzun denge sistemidir. Denge sisteminiz iç kulağınızı, gözlerinizi ve duyu sinirlerinizi içerir. Araç tutması bu sistemin bir kısmının hareketi algılaması ama kalan kısımlarının algılamamasından kaynaklanır. İç kulağınız hareketi algılarken gözleriniz hareketi görmezse araç tutması meydana gelebilir.

Sadece araba, uçak, tren ve gemi gibi taşıtlarda değil lunaparklarda, bilgisayar oyunlarında ve simülatörlerde de “hareket tutması” yaşayabilirsiniz. Gözleriniz hareketi görür ama iç kulağınız hareketi algılamaz.

Araç Tutmasının Tedavisi

Araç tutmasını geçirmek için en etkili yöntem hareketten kurtulmaktır. Hareketi durdurma ihtimaliniz yoksa ve yolculuğunuz devam ediyorsa yapabilecekleriniz şunlardır:

– Bulantı veya kusmayı azaltabilecek ilaçlar kullanılabilir. Hareketi durduramadığınızda uyumak en iyi çözüm olacaktır. Reçeteli ilaçlar için doktorunuzun onayı gerekmektedir.

– Temiz hava almak genelde işe yarar. Arabada pencereyi veya havalandırmayı açın. Uçakta havalandırmayı kendinize çevirin. Gemide dışarı çıkabiliyorsanız çıkın.

– Uzanın veya başınızı arkanıza yaslayın ve mümkün olduğunca sabitleyin. Gözlerinizi hareketsiz bir noktada sabitleyin.

– Açık renkli, gazlı içecekler işe yarayabilir. Birkaç yudumdan sonra daha kötü hissediyorsanız içmeyi bırakın. Karbonatlı içecekler ve kuru krakerler genelde midenizi yatıştırmaya yardımcı olur.

Araç Tutmasını Önleme

– Yolculuktan önce ve yolculuk sırasında yiyecek içecek tüketiminize dikkat edin. Yağlı, baharatlı yiyecekler, tatlı içecekler bazı insanlarda araç tutmasını kötüleştirebilir. Tamamen dolu ya da tamamen boş mide de bulantıya neden olabilir.

– Yolculuktan önce veya yolculuk sırasında alkollü içeceklerden uzak durun.

– Kötü kokulardan kaçının. Aracın içi kokuyorsa pencereleri açın, aracın dışı kokuyorsa pencereleri ve havalandırmaları kapatın.

– Sigara içmeyin veya sigara içenlerin yanına oturmayın.

– Arabalarda şoför koltuğu veya ön yolcu koltuğuna oturun. Gemide deniz seviyesine yakın bir yerde önde veya ortada oturun. Uçakta kanadın ön tarafına doğru bir koltuk tercih edin ve uçak kalkar kalkmaz havalandırmayı kendinize çevirin. Trende önde ve pencere kenarında bir koltuk seçin ve ileri bakın.

– Okumak araç tutmasını tetikleyebilir. Kitap, e-kitap, SMS veya epostaları taşıttayken okumamaya çalışın.

– Yolculuk yaparken gözlerinizi ufuk çizgisinde veya başka durağan bir noktada sabitleyin.

– Mümkünse pencere veya havalandırmayı açarak temiz hava alın.

– Ağızdan nefes alıp vermek de işe yarayabilir. Bu, kötü kokuları almamanızı, temiz havayı içinize çekmenizi ve iç kulak dengenizi düzenlemenizi sağlar.

– Araç tutması yaşayan başka kişilerden uzak durun. Başkalarının bundan bahsetmesini görmek veya duymak sizin rahatsızlığınızı tetikleyebilir.

– Rahatlatıcı veya sevdiğiniz müzikler yolculuk esnasında dikkatinizi hareketten ve rahatsızlıktan uzaklaştırabilir. Gözlerinizi kapatıp dinlemek de etkili olabilir.

-Yolculuktan önce alınan bazı reçetesiz ilaçlar hafif araç tutmalarında etkili sonuçlar gösterebilir. Doktorunuz da size ilaç önerebilir ve reçete edebilir. Bu ilaçlar uykululuk hali yaratabilir.

– Araç tutan birini konuşturmayın. Sesler bile durumu kötüleştirebilir. Etrafı havalandırarak ve kokuları uzaklaştırarak çevresel şartları iyileştirin.

– Aracınız ne kadar konforluysa araç tutması yaşama ihtimaliniz o kadar düşer. Bunun için aracınızın düzenli kontrollerini aksatmayın. Böylece araç kasko sigortası ücretlerinize de katkıda bulunabilirsiniz.

Araç tutması yaşamadığınız keyifli yolculuklar uzağınızda değil!